Bugün Elçilerin İşleri 13. bölümün zıt uçlarından alınan birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.
(1) Antakya’daki kilise önderliği olağanüstü bir çeşitliliğe sahip olmalıydı (13:1). Barnaba’nın gerçek adı Yusuf’tu. Kıbrıslı bir Levili’ydi (4:36-37). Yeruşalim’deki kilisenin çok hızlı büyüdüğü ve elçilerin herkesin adını hatırlamasının imkânsız olduğu bir dönemde, bu Yusuf olağanüstü cesaretlendirme yeteneğiyle fark edildi; sonuç olarak karakterini yansıtan bir lakapla ödüllendirildi: Cesaret Verici Barnaba. Bir de “Niger denilen” Şimon vardı –neredeyse kesinlikle “Siyah Şimon” anlamına gelen bir ifade. Antik dünyada, İngiliz ve Amerikan deneyiminin aksine, kölelik ekonomik sisteme (iflas eden insanlar kendilerini köle olarak satabilirlerdi bkz. 11 Mart) ve askeri güce bağlıydı; belirli bir ırkla sınırlı değildi. (Dolayısıyla Afrikalı köleler, İngiliz köleler, Yahudi köleler ve benzerleri olabilirdi). Dolayısıyla liderlerden birinin “Siyah Simeon” olmasında anormal bir şey yoktu. Kireneli Lukius hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Görünüşe göre o da Barnaba gibi bir Akdeniz adasındandı ve adının şekli Helenistik dünyaya ait olduğunu göstermektedir. Menahem’in küçük soylularla yeterince bağlantısı vardı, öyle ki tetrark Hirodes’in yanında yetiştirilmişti. Bir de Saul vardı, o zamana kadar on beş yıllık deneyimli bir müjdeci, kilise kurucusu ve Kutsal Kitap öğretmeniydi ve bunu kanıtlayacak pek çok izi vardı. Bu çağrının ardından, giderek Yahudi olmayan çevrelerde dolaşmaya başladı ve Roma vatandaşlığıyla bağlantılı olan Pavlus adını kullandı (13:9). (Roma vatandaşlarının üç ismi vardı. “Bay Pavlus “un durumunda diğer ikisini bilmiyoruz –çünkü Pavlus kesinlikle aile adıydı. Saul, Yahudi mirasının hatırına korunan ek bir isimdi). O da şehir dışından, Tarsus’tan gelmişti. Antakya’daki bu kilisede görkemli ve kozmopolit bir çeşitlilik vardır.
(2) Pavlus’un Pisidya Antakyası’ndaki vaazının ayrıntılı anlatımından sonra, birçok öteki uluslardan olanlar “Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti” denir (13:48). Elçilerin İşleri’nin, hatta Yeni Antlaşma’nın tamamının din değiştirmekten ve din değiştirenlerden söz ettiği tüm yolları keşfetmek ve sonra da kendi konuşmamızda bu deyimlerin tümünü kullanmak mükemmel bir alıştırmadır. Çünkü bu tür konular hakkında konuşma yöntemlerimiz, bu konular hakkındaki düşüncelerimizi hem yansıtır hem de şekillendirir. Kutsal Kitap’ta “İsa’yı kişisel Kurtarıcınız olarak kabul etmekten” bahseden bir bölüm yoktur (bu kavramın kendisi tamamen yanlış olmasa da). Öyleyse neden birçok kişi bu ifadeyi benimsiyor ve asla 48. ayetin ifadesiyle konuşmuyor?