Levililer 6’nın başında, Rab Musa aracılığıyla antlaşma topluluğundaki bir kişi kendisine emanet edilen bir şey hakkında komşusuna yalan söylediğinde, onu aldattığında, geri alınan bir mal hakkında onu elinde tutabilmek için yalan söylediğinde, yalancı şahitlik yaptığında ya da bir dizi başka günah işlediğinde ne yapılması gerektiğini belirtir. İki gözlem, bu ayetlerin (6:17) ortaya çıkan yasal ve ahlaki yapıya ne kattığını açıklığa kavuşturacaktır.

(1) Levililer’i okuyanlar, özellikle de NIV’i (New International Version) okuyanlar, kasıtsız günahlar (örneğin Lev. 4’ün büyük bir kısmı) ile kasıtlı günahlar arasındaki ayrıma aşina olmuşlardır. Bazı yorumcular kasıtlı günahların bedelini ödemek için kurban sunusu olmadığını ileri sürmüşlerdir. Kasıtlı olarak günah işleyenler topluluktan dışlanmalıdır.

Sorunun bir kısmı kasıtlı ve kasıtsız ifadelerinin yorumlanışıyla ilgilidir. Kasıtlı genellikle “yüksek bir el ile” anlamına gelen İbranice bir ifadeyi yansıtır; kasıtsız ise “yüksek bir el ile değil” anlamına gelir. Levililer 6:1-7 ayetleri üzerinde düşünürken bu arka plan önemlidir. Burada tanımlanan günahların hepsi modern anlamda kasıtlıdır: Kişi niyet etmeden yalan söyleyemez, hile yapamaz ya da yalancı şahitlikte bulunamaz. İzlenmesi gereken Tanrı vergisi adımlar vardır: mümkünse telafi (Çıkış 22’de belirtilen ilkeleri izleyerek) ve öngörülen itiraf ve kurbanlar.

Elbette, kişi bir suç işlediğinin farkında olmadığında (5:3’te olduğu gibi) bazı kasıtsız suçluluk kazanılır; suç işleyen kişi kişisel olarak bir suç işlediğinin farkında olmasa bile, eylem yasaklandığı için yine de suçluluk vardır. Diğer kasıtsız suçluluk, bilmeden biriktirilen suçluluğa değil, suç “yüksek bir elle” işlenmemiş olsa bile bilinçli olarak biriktirilen suçluluğa işaret eder. Günahların çoğu, kişi o anda o günahın cazibesine kapıldığı için ya da kızgınlık beslediği için ya da yalan söylemek doğruyu söylemekten daha az riskli göründüğü için işlenir. Yine de bu, günahkârın günaha doğrudan baktığı, bunun Tanrı’ya meydan okuduğunu bilinçli bir şekilde düşündüğü ve Tanrı’ya meydan okumak için açıkça ve yüzsüzce günahı seçtiği “yüksek bir el ile” işlenen daha korkunç günah değildir. Görebildiğim kadarıyla, eski antlaşma böyle bir meydan okuma için kefaret değil, yargı öngörmektedir.

(2) Bu bölümde sözü edilen günahlar bile –başka bir insana karşı işlenen tüm günahlar– öncelikle Tanrı’yla ilişkili olarak ele alınır: “Eğer biri günah işler, RAB’be ihanet eder, kendisine emanet edilen, rehin bırakılan ya da çalıntı bir mal konusunda komşusunu aldatır ya da ona haksızlık ederse,” (6:2, italikler eklenmiştir). Suçluluk sunusu kâhine getirilir; suçlu sadece suç işleyen insana tazminat ödemekle kalmamalı, aynı zamanda Rab’bin bağışlamasını da istemelidir. Günahı günah yapan, günahı iğrenç kılan şey Tanrı’ya karşı gelmektir.