Sadece suçluların yakalanıp idam edilmesi beklenebilirdi (Hak. 20). Ama Levili (elbette kendi utanç verici davranışını açığa vurmadan) ulusu galeyana getirmektedir. Elimizdeki kayıtlara göre, Giva suçluları teslim etmeyi teklif etmez. Eğer etselerdi, bu konu kapanmış olurdu. Benyamin’in kabile önderleri de araya girip adaletin yerini bulmasını sağlamayı teklif etmezler.
Bunun yerine safları sıklaştırıp gelecek olan herkese karşı durmayı teklif ederler, şüphesiz ki tüm ulusun, ülkenin tamamı şiddete sürüklenmişken birkaç tecavüzcüyü yakalamak için çok yüksek bir bedel ödemek istemeyeceğini ummaktadırlar.
Diğer kabilelerin ise ağızlarından köpükler saçılmaktadır ancak aptalca davranırlar. Toplu bir saldırıya girişmek yerine, başlangıçta her seferinde sadece bir oymağın askerlerini göndermeye karar verirler. İsrailliler’in hangi oymağın önce gitmesi gerektiğini Tanrı’ya sordukları söylendiğinde, muhtemelen bu, kutsal yerde bir kâhinle Urim ve Tummim prosedüründen geçtikleri anlamına gelir. İsrailliler ilk gün yirmi iki bin (20:21), sonraki gün ise on sekiz bin kişi kaybederler (20:25). Sonunda Rab gerçekten de Giva’yı ve Benyaminoğulları’nı İsrailliler’in geri kalanının eline vereceğini vaat eder (20:28). Üçüncü gün İsrailliler pusu kurarlar ve sonunda zafer kazanırlar. Çok sayıda Benyaminoğulları ölür.
Hukukun üstünlüğü ortadan kalktığında, insanlar prensiplerle değil de kabile sadakatiyle hareket etmeye başladığında, intikam duygusu adaletin önüne geçtiğinde, batıl kan davaları mahkemelerin yerini aldığında, kardeşler artık ortak bir ibadet ve değerler mirasını paylaşmadığında, hükümet yönetilenlerin rızasıyla değil de korkuyla yönetildiğinde işte böyle şeyler olur. Mantıklı bir durak yoktur. Bölgesel bir çatışma başlatabilir, Bosna’yı ateşleyebilir, bir dünya savaşı başlatabilir. Diktatörlerin ve savaş lortlarının malzemesi, çetelerin ve şiddetin yağlayıcısıdır.
Üzücü gerçek şu ki, her kültür bunu yapabilir. Eski İsrailoğulları diğerlerinden daha kötü oldukları için değil, diğerlerinin tipik bir örneği oldukları için bu bataklığa saplanmışlardır. İster din, ister ortak dünya görüşü, isterse de en azından üzerinde mutabık kalınan ve saygı duyulan prosedürler temelinde olsun, artık birbirine bağlı olmayan bir toplum şiddete ve anarşiye yönelir ki bu da er ya da geç tiranların düzenli tepkisi için mümkün olan en iyi üreme zemini haline gelir –kılıç ve silahla yetkilendirilmiş bir iktidar.
Seküler tarihçiler böyle görüyor. Biz de tüm bunları görüyor ve kanın ve kötülüğün ardında, “Buraya kadar gelip öteye geçmeyeceksin” diyen Tanrı’nın adil elini fark ediyoruz.