Pavlus’un mektuplarının dikkat çekici özelliklerinden biri, insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini öğretmeye çok fazla yer ayrılmış olmasıdır. Aslında, Kutsal Kitap bir bütün olarak bize neye inanmamız gerektiğini öğretmekle ilgilenir (çünkü bunlar doğrudur) ve bize sadık davranışları öğretmekle de daha az ilgilenmez. Bu denge hiçbir yerde Pavlus’un mektuplarında olduğu kadar belirgin değildir.

Bu kapsamlılığın nedeni Tanrı’nın doğasında yatmaktadır. Kutsal Kitap’ın Tanrısı, orada olan Tanrı (Francis Schaeffer’in bize öğrettiği gibi), her şeyin Tanrısıdır. O sadece düşüncelerin ya da sadece ruhani veya dini bir alanın Tanrısı değildir. O Tanrı’dır. Yaratıcımız ve ilahi Hükümdarımız olarak, ilgi ve buyrukları varlığımızın, inançlarımızın, sözlerimizin ve davranışlarımızın her yönüne uzanır. Dolayısıyla inanç sistemlerimiz ile davranışlarımız arasında korkunç bir gerilimi muhafaza etmek sadece şizofreniye davetiye çıkarmak değil, aynı zamanda Tanrı’ya karşı bir hakaret, seçici olduğu için daha az çirkin olmayan korkunç bir isyandır.

Bu da öğretimizin ve vaazımızın sadece inanılması gereken gerçekleri değil, aynı zamanda nasıl yaşanacağına dair talimatları da içermesi gerektiği anlamına gelir. Bu konuda Pavlus’un Efesliler 4:17-32’de verdiği örnek tamamen ders niteliğindedir. Hiç kimse bu mektubun zengin bir öğreti içerdiğinden cidden kuşku duymaz. Ancak burada Pavlus’un, okuyucularının “ Artık öteki uluslar gibi boş düşüncelerle yaşamamaları” konusunda ısrar ettiğini görürüz (4:17). Bu “beyhudeliği” bir yandan Tanrı hakkındaki bilgisizliklerine, diğer yandan da iğrenç davranışlarına bağlar. “Ama siz Mesih’i böyle öğrenmediniz” (4:20). Sizler “ gerçek doğruluk ve kutsallıkta Tanrı’ya benzer yaratılan yeni yaradılışı giyinmeyi öğrendiniz” (4:24). Bu, eski yaradılışı “sıyırıp atmayı düşüncede ve ruhta yenilenmeyi” ve yeni yaradılışı “giymeniz” anlamına gelir (4:22-24).

Tüm bunlar biraz uhrevi kalabilir. Pavlus böyle bir kaçışa izin vermeyecektir. Bölümün geri kalanı açık sözlü ve pratiktir. Pavlus’un beklediği davranış, doğru konuşmayı “çünkü hepimiz aynı bedenin üyeleriyiz” (4:25) ve İblis’e bir yer verilmemesi için hiçbir günün öfkeyle bitmesine izin vermemeye yönelik pratik bir taahhüdü içerir (4:26-27). İman eden hırsızlar artık çalmamalıdır. Çalışmalı, yararlı bir şeyler yapmalı, kazandıklarıyla cömert olmayı öğrenmelidirler (4:28). Konuşmalarımız sadece küfürlü, kaba ya da “zararlı” olan şeyleri ortadan kaldırmakla kalmamalı, aynı zamanda “başkalarını ihtiyaçlarına göre geliştirmek için yararlı olan şeyleri” söylemeyi öğrenmelidir (4:29). Kapsamlı bir şekilde: “ Her kötü niyetle birlikte her türlü kin, öfke, kızgınlık, bağrışma ve iftira sizden uzak olsun. Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı sizi Mesih’te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın” (4:3132).