Elçilerin İşleri 11:1-18’de dikkat çeken şey, Elçilerin İşleri 10’da ayrıntılı bir şekilde anlatılmış olan öykünün, çoğu kez aynı sözcüklerle yeniden anlatılmasına ayrılmış olan yerdir. Bu, bir tomar üzerindeki alanın oldukça abartılı bir kullanımı değil midir?
Ancak Luka bunu bir dönüm noktası olarak görür. Petrus sünnetsiz bir kişinin evine girip onunla yemek yediği için Yahudiye’deki kiliseler tarafından suçlanır (11:3). Petrus yaşadığı deneyimi anlatır. Kirli hayvanların bulunduğu çarşafla ilgili görüm, bunun üç kez tekrarlanması, Ruh’un Yahudi olmayan habercilerle birlikte gitme talimatı, (Yahudi) kardeşlerden altısının ona eşlik etmesi ve bu nedenle öyküsünü doğrulayabilmesi, Ruh’un bu olayı Pentikost’a bağlayacak şekilde inmesi, bunun Rab İsa’nın sözleriyle ilişkilendirilmesi, Petrus’un dikkatli bir sonuca varmasına yol açar: “Böylelikle Tanrı, Rab İsa Mesih’e inanmış olan bizlere verdiği armağanın aynısını onlara verdiyse, ben kimim ki Tanrı’ya karşı koyayım?” (11:17).
Şimdi bazı gözlemler:
(1) Petrus’un argümanı ikna edici olsa da (11:18), bu bütün teolojik sonuçların çözüldüğü anlamına gelmez. Bu Yahudi olmayanlar için iyi ve güzel olabilir ve sevinilecek bir durumdur. Ancak birçok soru henüz düşünülmemiştir: Yahudi olmayanların sünnet edilmesi gerekecek mi? İsa’ya iman ettikten sonra koşer yiyecek yasalarına tabi olacaklar mı? Değilse, Yahudilerin bu tür yasaları terk etmelerine izin veriliyor mu, yoksa Petrus bir kerelik bir istisna mıydı? Biri Yahudi diğeri Yahudi olmayan iki farklı kilise olmalı mıdır? Yahudi olmayanlar neye itaat etmelidir? Bu yeni antlaşma ile eski antlaşma arasındaki ilişki nedir? Bu soruların birçoğu ilerleyen bölümlerde ele alınacaktır.
(2) Ruh’taki bu vaftizin birincil önemi Elçilerin İşleri 2’dekinden biraz farklıdır. Burada dramatik ifadeler, Pentekost’ta alakasız bir işlev olan, Yeruşalim’deki ana kiliseye yeni katılan bu grubun kimliğini doğrulamaya hizmet eder.
(3) Daha sonra, Yahudiler ve Yahudi olmayanlar arasında geniş çapta, planlanmamış bir şekilde Müjde’nin yayılmasını duyarız (11:19 ve devamı), bu da yeni bir krizi ortaya çıkarır. Şimdi Yeruşalim’deki önderler Yahudi olmayan bir bireyle ya da bir ev halkıyla değil, çoğunluğu Yahudi olmayan bir kilisenin tamamıyla uğraşmak zorundadır. Büyük bir bilgelik gösterirler. Gönderdikleri elçi Barnaba, büyük bir teolojik yetkinliğe sahip olduğuna dair hiçbir kanıt göstermez. Ama bunun Kutsal Ruh’un işi olduğunu görür ve yeni iman edenleri Tanrı’yı sadakatle takip etmeleri için teşvik eder –ve kısa süre sonra böyle melez ırktan oluşan bir kilise için bildiği en iyi Kutsal Kitap öğretmenini gönderir (11:25-26). Tarsuslu Saul bu şekilde bu büyük kiliseyle ilişkilendirilir.