Mısır’dan Çıkış’ın bu bölümlerindeki bazı olayların sırasını çözmek kolay değildir. Açık olan şudur ki, Tanrı lütufkâr bir şekilde antlaşmasının vahyini halkın şartlarını kabul etmesine yetecek kadar verir (Çık. 24). Özellikle Buluşma Çadırı ve kâhinlik düzenlemeleriyle ilgili daha fazla şart, sonraki bölümlerde açıklanır. Musa’nın dağda uzun süre kalışı, bu zamanlarda başlar ve Altın Buzağı putunu üreten kararsız isyanı tetikler (Çık. 32), bu da Musa’yı dağdan inip On Emir tabletlerini kırmaya götürür. Zamanı geldiğinde, bu olaylar üzerinde düşüneceğiz.
Burada, bu antlaşmanın onaylanmasının birkaç unsuru üzerinde düşünmeliyiz.
İsrailliler, antik dünyada sık rastlanmayan hükümdarlık antlaşmalarına aşinaydılar. Bölgesel bir güç ya da bir süper güç, daha küçük uluslara böyle bir antlaşma dayatırdı. Her iki taraf da belirli yükümlülükleri kabul ederdi. Küçük güç, büyük gücün koyduğu kurallara uymayı, belirli vergileri ödemeyi, uygun bağlılığı sürdürmeyi kabul eder; büyük güç ise koruma, savunma ve sadakat sözü verirdi. Genellikle geçmiş tarihi anlatan bir giriş ve hangi taraf antlaşmayı bozarsa, onu lanetlemekle ve yargılamakla tehdit eden bir dipnot bulunurdu.
Özellikle Mısır’dan Çıkış ve Yasa’nın Tekrarı bölümleri bu antlaşmaları yansıtır. Bu bölümdeki bazı unsurlar benzersizdir. Ancak açık olan, Musa’nın dikkatle yazdığı antlaşma şartlarını halkın kendisinin kabul ettiğidir: “Halk, ‘RAB’bin her söylediğini yapacağız, O’nu dinleyeceğiz’ dedi.” (24:7). Dolayısıyla daha sonraki isyan sadece uçarı bir bağımsız ruhu değil, bir yeminin bozulmasını, bir antlaşmanın çöpe atılmasını yansıtır. Büyük Kral’ın antlaşmasına burun kıvırmaktadırlar.
Antlaşma topluluğunun bağlılığını güçlendirmek için, Tanrı kendisini sadece Musa’ya değil, Harun’a, oğullarına ve yetmiş ihtiyara da lütfederek açıklar. Eski Ahit yazarları ne zaman belirli kişilerin “İsrail’in Tanrısı’nı gördüğünü” (24:10-11) ya da benzerlerini söyleseler, kaçınılmaz olarak bazı nitelikler vardır, çünkü bu kitabın başka bir yerinde söylendiği gibi, hiç kimse Tanrı’nın yüzüne bakıp yaşayamaz (33:20). Bu nedenle, ihtiyarların İsrail’in Tanrısı’nı gördükleri söylendiğinde, tek tanımlama “ayakları altında laciverttaşını andıran döşemedir” (24:10). Tanrı uzakta kalır. Yine de bu, bağlılığı derinleştirmek için lütfedilen görkemli bir gösteridir ve dağa tek başına çıkan Musa için özel bir aracılık rolü korunur.
Antlaşma kan dökülerek mühürlenir (24:4-6). Musa’nın dağda kaldığı kırk gün boyunca Rab’bin görkemi gözle görülür bir şekilde sergilenir (24:15-18). Bu, daha sonraki bölümlerdeki gelişmeleri önceden haber verir.