1. Tarihler 15’te, 2. Samuel 6’daki paralel pasajda bulunmayan Davut’un muhakemesinin unsurlarını buluruz.

Yeruşalim’i ele geçirdikten sonra, Davut en sonunda Ahit Sandığı’nı yeni başkente getirmeye karar verdi. Yol boyunca, Antlaşma Sandığı’nın taşındığı arabayı düzeltmek için elini uzatan Uzza, aniden öldü. Davut hem Tanrı’ya kızdı hem de ondan korktu (1. Tarihler 13:11-12) ve görevinden vazgeçti. Sandık Gatlı Ovet-Edom’un evine yerleştirildi. Sandığın orada geçici olarak kaldığı üç ay boyunca Ovet-Edom’un ev halkı o kadar bereketlendi ki, herkes bunun farkına vardı. Bunun üzerine Davut sandığı Yeruşalim’e götürmek için bir girişimde daha bulundu.

Bu kadarını 2. Samuel ya da 1. Tarihler’den öğrenebilirdik. 1. Tarihler 15:1- 24’ün eklediği şey Davut’un mantığı ve düzenlemeleridir. Ben bir noktaya odaklanacağım.

Uzza’nın şok edici kaybından sonra sakinleştiği anlaşılan Davut, Kutsal Yazılar’a döner. Uzza’nın sandığa dokunmaması gerektiği doğruydu. Ama Davut ve halkı sandığı tutuş biçimleriyle başka yasal kuralları çiğnemişler miydi? Davut’un Kutsal Kitap okuması ona sandığı sadece Levililerin taşımasına izin verildiğini ve bunu nasıl yapacaklarını hatırlatır. Bu yüzden Levililer’e kendilerini bu görev için hazırlamalarını söyler ve gerekçesini açıklar: “Çünkü geçen sefer sandığı siz taşımadığınız ve biz de kurala uygun davranmadığımız için Tanrımız RAB bize öfkelendi.” (15:13). Başka bir deyişle, Davut Uzza’nın düşüncesizliği nedeniyle Tanrı’nın gazabının, Tanrı’nın daha derin hoşnutsuzluğunun dışa vurumu olduğu sonucuna varır. Antlaşma Sandığı’nın taşınması istemeden yapılan bir iş değildi. Tanrı’ya itaat edilmeliydi ve O’nun varlığının sembolü antlaşma hükümlerine uygun olarak kullanılmalıydı.

Levililer’in yaptığı da buydu: “RAB’bin sözü uyarınca ve Musa’nın onlara buyurduğu gibi, Tanrı’nın Sandığı’nın sırıklarını omuzları üzerinde taşıdılar.” (15:15).

Burada derin bir ders vardır. Kuşkusuz Tanrı bir düzeyde çocuksu övgüleri ve coşkulu gayretleri onaylar. Ancak halkı arasında yetki sahibi olanların Sözü’nün ne dediğini bilmelerini ve ona itaat etmelerini bekler. Hiçbir coşku ve gayret bu eksikliği telafi edemez. Yanlış yöne giden şevk asla hedefe ulaşmaz. Ya Tanrı’nın Sözü’nde belirtilen yöne doğru yönlendirilmelidir ya da ne kadar hevesli olursa olsun, yine de ters ve yanlış yönlendirilmiş olacaktır. Bilinçli bir itaatle kendini gösteren imanın yerini hiçbir şey tutamaz.