İsa’nın görevinin bu aşamasına gelindiğinde, İsa ile yetkililer arasındaki gerginlikler keskinleşmiştir. Bazıları açıkça teolojikken; diğerleri ise pragmatik tonlar ve alan koruma unsurları taşır. Luka 20’deki her bölüm, bu artan gerilimin bir kısmını yansıtır.
Biz, kiracılar benzetmesine odaklanacağız (20:9-19). Birinci yüzyıl kültüründeki bu “bağ kiracılarının” sadece (modern anlamda) çalışanlar değil, bütün bir sosyal yapıya bağlı işçiler olduğunu hatırladığımızda, hikâye Batılı zihinler için daha anlaşılır hale gelir. Bağ sahibine sadece üründen pay değil, aynı zamanda saygılı bir sadakat borçluydular. Gönderdiği hizmetkârlara karşı davranışları sadece sert ve açgözlü değil, aynı zamanda utanç vericiydi. Oğlunu göndermesi, onun açısından aptalca bir davranış olarak görülmezdi; onu öldürmeleri düşünülemezdi. Ama İsa’nın anlattığı öyküde tam da bunu yaparlar: onu öldürürler ve gerçek mirasçı öldüğüne göre, toprağın bir şekilde kendilerine kalacağını umarlar.
O zaman bağın sahibi ne yapacaktır? İsa, kendi sorusunu yanıtlar: “Gelip o bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek” (20:16).
İnsanlar benzetmenin amacını kavradılar. Ana hatlar açıktı: Tanrı bağ sahibiydi, bağ kiracıları İsrail’di, kiracılar tarafından reddedilen hizmetkârlar peygamberlerdi ve sonunda Tanrı “Oğlu’nu” gönderir (şüphesiz onlar için biraz belirsiz bir kategori) – ve sonuç, sahibinin sağladığı toprak ve refahın onlardan alınıp başkalarına verilmesidir. “Tanrı korusun!” diye haykırmalarına şaşmamak gerekir.
Bu tam da İsa’nın onlardan beklediği tepkiydi. Onları buna hazırlamıştı. Ama şimdi onlara kararlı bir şekilde bakıyor ve Kutsal Yazılar’dan alıntı yaparak, işlerin tam olarak böyle sonuçlanacağını, bu nedenle tam olarak böyle sonuçlanması gerektiğini kanıtlıyor. Çünkü Kutsal Yazılar, “Yapıcıların reddettiği taş, işte köşenin baş taşı oldu” (20:17; Mez. 118:22) demiyor mu? Bu “taş” sonunda kazanır; üzerine düşenler paramparça olur, üzerine düştüğü kişiler ezilir. Ama işin gerçeği, taşın başlangıçta yapıcılar tarafından reddedilmiş olmasıdır.
Kuşkusuz İsa’nın dinleyicileri bu benzetmenin tüm sonuçlarını anlamamışlardı. Ancak din bilginleri ve başkâhinler, kendilerinin bu kıssada pek de iyi bir şekilde yer almadıklarını bilecek kadar anlamışlardır: peygamberleri döven ve sonunda Tanrı’nın Oğlu’nu reddeden insanlar arasında yer almalıdırlar. Siyasi açıdan bu, çarmıha doğru bir adım daha atılmasıdır; teolojik açıdan ise İsa, takipçilerine nasıl bir Mesih olduğunu ve ölümünün, bunu öngören kutsal kitap kehanetleri kadar kaçınılmaz olduğunu öğretir.