Tarihçinin Davut’un ölümüne ilişkin anlatımı, Davut’un ölümünden sonra tapınak inşaatını finanse edecek zengin hediyelerle ilgili hikâye ve Davut’un bu bağlamda sunduğu dua ile başlar (1. Tarihler 29). Burada dikkat çeken şey, Davut ve diğerlerinin verdiği paranın miktarı değil, Davut’un duasının teolojisidir. Öne çıkan noktalar şunlardır:

(1) Açılış doksolojisinde (29:10-13) Davut her şeyin Tanrı’ya ait olduğunu kabul eder (29:11). Eğer biz insanlar herhangi bir şeye “sahipsek” açıkça itiraf etmeliyiz ki, “Zenginlik ve onur senden gelir. Her şeye egemensin” (29:12). Nitekim duanın devamında Davut şöyle der: “Her şey sendendir. Biz ancak senin elinden aldıklarımızı sana verdik” (29:14); yine toplanan tüm bu servet “senin elindendir, hepsi senindir” (29:16). Böyle bir duruş, Tanrı’ya herhangi bir şeyi mutlak anlamda “verdiğimiz” fikrini tamamen yok eder. Tanrı’ya vermek bir zevk haline gelir, sadece onu sevdiğimiz için değil, aynı zamanda “sahip olduğumuz” her şeyin zaten onun olduğunu mutlulukla kabul ettiğimiz için.

(2) Bu nedenle dua coşkulu övgü ifadeleriyle başlar (29:10).

(3) Davut tüm insan varlığının geçici olduğunu kabul eder. Tanrı’nın kendisi “sonsuzluk boyunca” övülecektir (29:10), ama bize gelince, “Senin önünde garibiz, yabancıyız atalarımız gibi. Yeryüzündeki günlerimiz bir gölge gibidir, kalıcı değildir” (29:15). Bu bölüm olağanüstüdür. İsrailliler Vaat Edilmiş Topraklar’da, “huzur” içindedirler; ancak Mezmur 95 ve İbraniler 3:6-4:11; 11:13’te olduğu gibi, bu nihai huzur olamaz, çünkü hala “garip ve yabancıydılar.” Davut kraldır, güçlü ve kalıcı bir hanedanın başıdır. Ancak bireysel olarak, hem hükümdar hem de köylü “yeryüzündeki günlerinin bir gölge gibi” olduğunu itiraf etmelidir (29:15). İşte sonsuzlukta yaşayan Kişi’ye dayanması gerektiğini, aksi takdirde hiçbir şey ifade etmeyeceğini bilen bir iman adamı.

(4) Davut dürüstlüğe müthiş bir vurgu yapar: “Yüreği sınadığını, doğruluktan hoşlandığını bilirim. Her şeyi içtenlikle, gönülden verdim. Şimdi burada olan halkının sana nasıl istekle bağışlar verdiğini sevinçle gördüm” (29:17). Bu bağış toplamanın başarısı parasal değerle değil, servetin verildiği dürüstlükle ölçülür.

(5) Son tahlilde Davut, Tanrı’nın araya giren lütfu olmaksızın adanmışlığın ve yaşam bütünlüğünün devam etmesinin imkânsız olduğunu açıkça kabul eder (29:18). Böylece bağışlanan para miktarına dayalı her türlü kişisel kibir olasılığı, Tanrı’nın lütufkâr egemenliğinin minnettarlıkla tanınmasıyla ortadan kalkar.