Kamyon arkası yazıyı gördünüz: “En çok oyuncağı olan kazanır.” Peki, neyi kazanır? En çok oyuncağa sahip olan kişi, bu hayattan diğer herkesin aldığı şeyi alır. Sonsuzluktan bir milyar yıl kadar sonra, bu dünyadaki yetmiş yılımızda kaç oyuncak biriktirdiğimizin pek bir önemi kalmayacaktır.

Yine de materyalist bir kültürde yaşarken, açgözlülüğün ne kadar yaygın olduğunu ve her türlü önceliğe, ilişkiye nasıl sızdığını fark etmek ürkütücüdür. Luka 12:13-21’de İsa, “Öğretmenim, kardeşime söyle de mirası benimle paylaşsın” diye yalvaran biriyle karşılaşır. Bu kişinin haklı bir şikâyeti olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak İsa’nın bakış açısına göre bunun bir önemi yoktu, çünkü daha temel bir mesele söz konusuydu. Bu kişi için mirastan pay almak, kardeşiyle tanrısal bir ilişki kurmaktan daha önemliydi. İsa, bu tür önemsiz konularda hakemlik yapmaya gelmediğini vurgulamakla kalmaz (12:14), aynı zamanda şu uyarıda bulunur: “Dikkatli olun! Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı, malının çokluğuna bağlı değildir” (12:15). Belki de en çok oyuncağa sahip olan kişi gerçekten kazanmıyordur.

Bu, artan tahıl stokları nedeniyle daha büyük ahırlar inşa etmeye karar veren zengin çiftçinin benzetmesine götürür bizi (12:16-20). Bizim kültürümüzde bu çiftçinin yerine bir inşaatçı, yazılım üreticisi ya da emlakçıyı kolayca koyabiliriz. Mal mülke takılıp kalan bir kültürde, imanlıların da aynı açgözlülük girdabına kapılması endişe verici derecede kolaydır. Mesih uğruna en iyisini yapma niyetiyle başlayan doğru bir taahhüt, zamanla bencil bir rekabete ve dipsiz bir edinimciliğe dönüşebilir. Emekliliğinizi planlamakla meşgulsünüzdür; kendinize “yıllarca yetecek kadar bol malım var” dersiniz (12:19). Herkes size ne kadar iyi durumda olduğunuzu söylerken, Tanrı’nın sesini duyamazsınız: “Ey akılsız! Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?” (12:20).

Sorun zenginliğin kendisi değildir. Kutsal Kitap, servetlerini Tanrı için kullanan bazı zengin insanlardan söz eder; bu insanlar servetlerine o kadar bağlanmamışlardır ki, malları Tanrı’nın vekili haline gelmiştir. Ancak bunu dile getirmekte tereddüt ederiz, çünkü çoğumuz kendimizi kandırmakta oldukça iyiyizdir ve bu durumu genellikle bir taviz olarak görmeyiz. Başkalarını açgözlü ya da cimri buluruz; kendimizi ise çalışkan ve tutumlu. Diğerleri materyalist ya da hedonisttir; bizse gerçekçi olduğumuzu ve iç huzurun sağlık getirdiğini düşünürüz. Öyleyse Luka 12:21 üzerinde düşünün.