Pavlus’un Yahudi olmayanları müjdelemesinin çoğu havra ile başlamıştır. Yeni bir şehre vardığında düzenli olarak yaptığı şey havrayı ziyaret etmek ve (ziyaretçilerden konuşmalarını istemek alışıldık bir şey olduğundan) Müjde’yi vaaz etme fırsatından yararlanmaktı. Bu, dinleyicilerinin Yahudiler, proselitler (yani öteki uluslardan Yahudiliğe dönenler) ve Tanrı’dan korkanlardan (yani öteki uluslardan olup Yahudilere ve Yahudi tek tanrıcılığına sempati duyan ancak resmi olarak din değiştirmemiş olanlar) oluşan bir karışım olduğu anlamına geliyordu. Elçilerin İşleri kitabı birkaç örnekte (örneğin, 13:13-48; 17:1-9) havra yetkililerinin kısa sürede Pavlus’tan bıktıklarını ve onu yasakladıklarını göstermektedir. Bu noktada, yeni imanlılar ve Tanrı’dan korkanların birçoğu onunla birlikte gitti, böylece artık büyük ölçüde öteki uluslardan bir kalabalığa vaaz veriyor olsa da bu kalabalığın çekirdeği Eski Ahit Kutsal Yazıları’na biraz maruz kalmıştı. Başka bir deyişle, bu gibi durumlarda Pavlus, kendisiyle Eski Ahit öyküsünün kelime dağarcığını, gerçeklerini ve hareketlerini büyük ölçüde paylaşan insanlara vaaz verebiliyordu.

Ama Pavlus Kutsal Kitap’ı bilmeyenlere, yani Musa’nın adını hiç duymamış, Eski Antlaşma’yı hiç okumamış, Eski Antlaşma’daki olay örgüsünün tek bir parçasını bile öğrenmemiş insanlara vaaz veriyor olsaydı ne yapardı? Bu insanların sadece bilgilendirilmeleri değil, aynı zamanda başka kültürel ve dini miraslardan edindikleri pek çok kavramı da unutmaları gerekirdi. Böyle bir karşılaşmaya 14:8-20’de, Listra halkı heyecanla Pavlus ve Barnaba’nın Yunan tanrılarının vücut bulmuş halleri olduğu sonucuna vardıklarında bir göz atarız (bkz. 27 Temmuz). Pavlus’un konuşmasının kısa raporu (14:15-17) elçilerin tepkisine dair bir fikir verir.

Ancak Pavlus’un Atina’ya yaptığı ziyaretin anlatımı (17:16-31) en açıklayıcı olanıdır. Burada da Pavlus işe havrada (17:17), ve aynı zamanda çarşı meydanında bulunanlara müjdelemeye başlar (17:17) ve bu onun Ares Tepesi Kurulu’nda konuşma davetine yol açar. Ve orada, elçi Pavlus’un bu konuyu nasıl enine boyuna düşündüğü açıkça görülür. Sonlu tanrıların (çoğu zaman tek bir panteistik tanrı tarafından desteklenen), tarih döngüselliklerinin, Kutsal Kitap’a aykırı günah anlayışlarının, çoğalan putperestliğin, tüm maddi olanın kötü, tüm ruhsal olanın iyi olduğunu ilan eden ikiciliğin, kabilesel tanrıların ve az da olsa batıl inançların olduğu bir dünyada Pavlus, gerçek Tanrı’nın bir dünya görüşünü, tarihinin doğrusal bir görünümünü, günah ve putperestliğin doğasını, yaklaşan yargıyı, insan ırkının birliğini ve Tanrı’nın birliğini çizer –tüm bunlar, İsa’nın ilanının anlam ifade etmediği gerekli çerçeveyi oluşturur.

Bu, günümüz müjdeciliği için ne anlama geliyor?