“Sonra Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısır’da tahta çıktı.” (Çık. 1:8). Tarihten hiçbir şey öğrenmeyenlerin, onun tüm hatalarını tekrarlamaya mahkûm oldukları söylenir; ya da alternatif olarak, tarihin öğrettiği tek şey, tarihten hiçbir şey öğrenilmediğidir. Tuhaf aforizmalar bir yana, unutmanın oynadığı üzücü rolü düşünmeden Kutsal Yazıları uzun süre okumak mümkün değildir.

Örnekler çoktur. Tufan’dan sonra, bu kadar kapsamlı bir yargının, milattan sonraki insanları Tanrı’nın gazabından kaçınmaları için korkutması beklenebilirdi, ama olan bu değildir. Tanrı, İsrail’i esaretten kurtarır, olağanüstü belalar gönderir ve Kızıldeniz’i geçer, ancak İsrailliler kurtuluşlarını altın bir buzağı tarafından temsil edilen bir tanrıya atfetmeye hazırlanana kadar sadece birkaç hafta geçer. Hakimler kitabı, günah, yargı, kurtuluş, doğruluk, ardından günah, yargı, kurtuluş, doğruluk –aşağıya doğru sarmallaşan bıktırıcı döngü– şeklindeki sefil modeli anlatır. Davut hanedanlığı döneminde kraliyet soyundan gelen kralların atalarının aldığı dersleri hatırlayacakları ve sadık bir itaatle Tanrı’nın bereketini aramaya özen gösterecekleri düşünülebilirdi; ama bu pek gerçekleşmedi. Kuzey krallığının feci bir şekilde yıkılmasından, önderlerinin ve zanaatkârlarının Asurlular tarafından sürgüne gönderilmesinden sonra, güney krallığı neden ibret almadı ve antlaşmaya sadakatini korumadı? Aslında, bir buçuk yüzyıl sonra Babilliler onları da benzer bir kadere maruz bırakır. Yeni Ahit kiliselerinin bazılarında da korkunç bir unutkanlık bulmak zor değildir.

Dolayısıyla, hanedan değişikliğinin de yardımıyla Mısır’ın yöneticilerinin unutkanlığı pek de şaşırtıcı değildir. Birkaç yüz yıl uzun bir süredir. Batı’da kaç Hristiyan, bırakın Reformasyonu, Evanjelik uyanışın derslerini gerçekten özümsemiştir?

Bu satırları yazdığım yerden çok uzak olmayan bir yerde, Pazar sabahları beş ya da altı bin kişiyi ağırlayan bir kilise var. Bu kilisenin liderleri, kilisenin sadece yirmi yıl önce bir kilise tesisi olarak başladığını unutmuş durumdalar. Şimdi kendilerini kuran mezhepten ayrılmak istiyorlar; bu mezheple teolojik olarak aynı fikirde olmadıkları için değil, mezhepteki ahlaki bir kusurdan dolayı değil, sadece kendi büyüklüklerinden ve önemlerinden o kadar etkilendiler ki minnettar olamayacak kadar kibirliler. Bir nesil içinde doktrinsel köklerini terk eden ilahiyat fakülteleri, yenilikten o kadar etkilenen bireyler, en azından akademisyenler düşünüldüğünde, zekice bir özgünlük onlar için tanrısal sadakatten daha üst sıralarda yer almaktadır. Uluslar, kiliseler ve bireyler değişmekte, her adımda kendilerini daha önceki herkesten daha “ileri” görmektedirler.

Utanç verici bir şekilde, hatırlamamız gereken her şeyi unutuyoruz.