Givonlular’ın hilesinin anlatılışı (Yeşu, 9) ciddi olduğu kadar biraz eğlenceli unsurlar da içerir. İsrailliler küflenmiş ekmekleri karıştırmakta ve bu elçilerin kat etmiş olması gereken mesafe hakkında ciddi konuşmalar yapmaktadırlar. Ancak üzücü gerçek şu ki, kandırılmışlardır. Bundan ne gibi dersler çıkarmalıyız?

Birincisi, doğrudan saldırıya dayanacak cesarete sahip olan pek çok imanlı, aldatmaya dayanacak sezgiye sahip değildir. Bu nedenle Vahiy 13’te ejderhanın iki canavarı vardır; biri açık ve zalimce karşı koyan, diğeri ise sahte peygamber olarak tanımlanan canavar (22 Aralık tarihli bölüme bakınız). Elçilerin İşleri 20’de Pavlus’un Efesli ihtiyarları sadece Tanrı’nın sürüsünü yağmalamaya çalışacak aç kurtlar konusunda değil, aynı zamanda kendi aralarından “gerçeği çarpıtacak” adamların çıkacağı konusunda uyarmasının nedeni de budur (Elçilerin İşleri 20:30). Bu insanlar yapacağı şeyi asla açıklamaz: “Şimdi gerçeği çarpıtacağız!” demez. Temsil ettikleri tehlike, “güvenli” olarak görülmelerinde ve bu güvenli konumdan Müjde’yi çarpıtan “ilerici” pozisyonları savunmalarında yatmaktadır. Aldatıcı güç, Givonlular tarafından kullanılan yağcılık gibi açık hilelere bağlı olabilir (9:9-10). Günümüzde, pek çok Hristiyan artık büyük ölçüde Kutsal Yazılar tarafından şekillendirilmediği için aldatmacanın düzenlenmesi çok daha kolay hale gelmiştir. Kültürle uyum sağladığında, ruhani Tanrı söylemini kullandığında, dindarca bir ya da iki pasajdan alıntı yaptığında ve “işe yaradığında” ince hatanın maskesini düşürmek zordur.

İkincisi, 9:14’te tasvir edilen başarısızlık sadece eski İsrailliler’in değil, pek çok inanlının başına bela olmuştur: “İsrailliler, RAB’be danışmadan Givonlular’ın sunduğu yiyecekleri aldılar.” Kuşkusuz Rab’be doğrudan soracaklardı; belki de kâhinler Urim ve Tummim’e başvuracaklardı (bkz. 17 Mart). Bunu asla bilemeyeceğiz, çünkü halk Rab’bin rehberliğine ihtiyaçları olmadığını düşünüyordu. Belki de pohpohlanma onları küstahça emin yapmıştı. Verdikleri kararın, Givonlular’ın ne kadar uzaktan geldiklerine dayanması, Kenanlılarla yapılan antlaşmaların tehlikesinin farkında olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle başarısızlık sadece o günkü ibadetlerin ihlali, sihirli bir adımı unutan bir acelecilik olarak görülmemelidir. Sorun daha derindir: bu durumda Tanrı’ya ihtiyaçları olmadığını düşünen aşırı özgüveni açığa vuran yakışıksız bir ihmal vardır. Birçok Hristiyan lider, Kutsal Yazıları araştırıp Tanrı’dan vaat ettiği bilgeliği istemek için zaman ayırmadığında, felaketle sonuçlanan hatalar yapmıştır (Yakup 1:5).