Markos 12:13-17’de İsa ve bazı muhalifleri arasında geçen konuşma dikkat çekicidir. Markos, İsa’nın muhataplarının “İsa’yı söyleyeceği sözlerle tuzağa düşürmek amacıyla” yola çıktıklarını belirtir (12:13). Bu nedenle, İsa’nın ne kadar dürüst bir öğretmen olduğu ve popüler görüşlerin etkisinde kalmadığı yönündeki sözleri, gerçekte küçümseyici bir iltifat olarak sunarlar. Hepsi bir tuzak hazırlığıdır. “Sezar’a vergi vermek Kutsal Yasa’ya uygun mu, değil mi?” diye sorarlar. “Verelim mi, vermeyelim mi?” (12:14-15).
Onu köşeye sıkıştırdıklarını düşünüyorlardı. Eğer “Hayır” cevabını verirse, Romalı yetkililerle başı derde girecekti. Böyle bir ülkede, popüler bir din öğretmeninin vergi ödememeyi savunmasına asla izin verilmezdi; İsa vatana ihanetle suçlanabilir ve hatta idam edilebilirdi. Ancak “Evet” cevabını verirse, halkın güvenini kaybedecek, dolayısıyla popülaritesi azalacaktı. Pek çok Yahudi sadece vergiye duyduğu sıradan öfkeyle değil, aynı zamanda teolojik kaygılarla da buna karşı çıkıyordu. Vicdanlı Yahudiler, üzerinde imparatorun resmi ve ona tanrısal unvanlar atfeden yazılar bulunan sikkelerle nasıl ödeme yapabilirlerdi? Dahası, Yahudiler gerçekten sadık olsalardı, Tanrı’nın halkını Roma’nın boyunduruğundan kurtarması gerekmez miydi? Tanrı’ya olan sadakat, vergi ödememeyi gerektirmez miydi?
İsa ne cevap verirse versin, kaybeden olacağı gibi görünüyor. Ancak o, bu oyuna gelmeyi reddeder. Bunun yerine bir sikke ister, üzerinde kimin resmi olduğunu sorar ve şu cevabı verir: “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin.” Bu şekilde hem tuzaktan ustalıkla kurtulur hem de muhataplarını hayrete düşürür.
Bu olayda derin çıkarımlar bulunmaktadır. Katı bir teokrasi altında İsa’nın bu sözleri tutarsız görünebilir: Tanrı’nın egemenliğinde kral aracıdır ve bu nedenle alanlar kolayca ayrılabilir değildir. Dahası, eski antlaşma yapısı kâğıt üzerinde teokratik bir yönetime sıkı sıkıya bağlıydı. Buna rağmen İsa, Sezar’ın iddiaları ile Tanrı’nın egemenlik iddiaları arasında bir ayrım yapılması gerektiğini vurgular.
Bu, Sezar’ın alanının Tanrı’nın alanından tamamen bağımsız olduğu ya da Tanrı’nın ilahi kontrolü dışında kaldığı anlamına gelmez. Ancak İsa’nın burada, antlaşma topluluğunun yönetiminde köklü bir değişimi duyurduğunu söylemek kaçınılmazdır. Topluluğun merkezi artık teokratik bir krallık değil; dünyanın dört bir yanından gelen, farklı “kral” ve “Sezar”ların egemenliğinde yaşayan, ancak hiçbirine tapmayan bir kilise topluluğudur. Bu nedenle, birçok Hristiyan, belirli bir dinin devlet tarafından kurulmasına karşı çıkan tarihi, Rab İsa’nın bu sözlerine dayandırmaktadır.