İnsan varoluşunun en büyük yanılgılarından biri, bu fani hayatın sonsuza dek süreceği yönündedir. Gençler teorik olarak her insan hayatının bir sonu olduğunu bilseler de ölüm onları asla yakalamayacakmış gibi davranırlar. Yıllar sonra daha iyi anlıyorlar, ancak o zaman bile çoğu, aileleri kaçınılmaz olarak devam edecekmiş ya da en azından kültürleri veya ulusları hayatta kalacakmış gibi davranıyor.
En ileri görüşlü olanlar bunun böyle olmadığını bilir. Bireyler ölür; aile bağları da öyle. Kendini genetik soybilime adamış olanlar hariç, geçmiş ailelerimiz hakkında üç ya da dört kuşak ötesine dair pek bir şey bilmiyoruz ve biz de birkaç kuşak sonra hatırlanmayacağız. Güçlü imparatorluklar yıkılır. Bölünür, üçüncü ya da dördüncü sınıf güçler olarak tebaa statüsüne düşer ya da unutulup giderler. Ölümsüz bir kadere sahip olabiliriz, ancak bu yaşamla sınırlandırılmış hiçbir şey güvenli değildir, hiçbir şey değişmez, hiçbir şey kalıcı değildir. “İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar,” (1. Petrus 1:24).
Yine de Yeşaya 40:6-8’den yapılan bu alıntıda bir satır daha vardır: “Ama Rab’bin sözü sonsuza dek kalır.” (1. Petrus 1:25). O halde, yüce olana açlık duyan insanların, kendilerini Tanrı’nın değişmeyen ve kalıcı sözüyle hizalamaktan daha iyisini yapamayacakları sonucu çıkar. Ve bu bölümde bunun pratik açıdan ne anlama geldiğine dair birkaç ipucu vardır.
(1) “İşte size müjdelenmiş olan söz budur.” (1:25): Petrus’un okuyucularına bildirilen Söz, sonsuza dek kalıcı olan Rab’bin sözüdür. Söz’e bağlılık, sonsuza dek kalıcı olana bağlılıktır. Aynı şey bir siyasi sisteme, bir ekonomik teoriye ya da mesleki ilerlemeye bağlılık için söylenemez.
(2) Çünkü, Hristiyanlar “ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve kalıcı sözü aracılığıyla yeniden” doğmuşlardır (1:23). Bizi dönüştüren ve bize Tanrı’nın kendisinden yeni bir yaşam bahşeden şey fiziksel gebelik değil, Tanrı’nın kalıcı sözünün getirdiği ruhsal yeni doğuştur.
(3) İsa’dan önce peygamberler aracılığıyla aracılık edilen söz, sadece İsa’yla birlikte gelen vahyi beklemekteydi (1:10-12). Bu, hepsinin bir olduğu anlamına gelir: Eski Antlaşma peygamberleri bunu ne kadar kavramış ya da kavramamış olurlarsa olsunlar, plan her zaman buydu.
(4) Tanrı’nın kalıcı sözünün etkisiyle deneyimlediğimiz “yeniden doğum” (1:3) bizi “yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır.” (1:4-5).