78. Mezmur’un açılış ayetleri başlangıçta biraz şaşkınlık yaratır. Asaf okuyucularını (ve eğer bu söyleniyorsa, dinleyicilerini) öğretisini duymaya, ağzından çıkan sözleri dinlemeye davet eder (78:1). Ardından, “Özdeyişlerle söze başlayacağım, eski sırları anlatacağım” diye duyurur (78:2). Beklenti artar; sanki Asaf sahneye çıkmadan önce gizlenmiş olan yepyeni şeyler duyacakmışız gibi gelir. Daha sonra bu “eski sırları” tanımlar: bunlar “duyup bildiklerimiz, atalarımızın bize anlattıklarıdır” (78:3). O halde, daha önce gizli olan yeni bir vahiyden mi söz ediyor, yoksa sadece İsrailoğulları’nın ortak mirasını mı gözden geçiriyor? Ve neden bu noktada amacının, en azından bir kısmının bunları gelecek kuşağa duyurmak olduğunu ekliyor? (78:4) Üç gözlem:

İlk olarak, “özdeyişler” olarak çevrilen sözcük geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Anlatımsal benzetmelere, bilgece sözlere, aforizmalara ve diğer çeşitli biçimlere işaret edebilir. Burada Asaf, söyleyeceklerini bu mezmuru karakterize eden şiirsel yapılar ve bilgece karşılaştırmalarla söyleyeceğinden daha fazlasını kastetmiyor gibi görünmektedir.

İkinci olarak, bu mezmurun içeriği hem eskidir –”duyduklarımız, bildiklerimiz, atalarımızın bize anlattıkları”– hem de yenidir, “eski sırlardır.” Bu mezmur bir grup “tarihsel mezmur “dan biridir, yani Tanrı halkının Tanrısıyla olan bazı deneyimlerini gözden geçiren mezmurlardır. Mezmurun büyük bir bölümü Mısır’dan Çıkış’a ve onu çevreleyen belalar, Kızıldeniz’in geçilmesi, man verilmesi gibi olaylara odaklanır. Mezmur bizi Davut’un hükümdarlık dönemine götürür (bu da Asaf’ın Davut’un zamanında ya da daha sonra yaşadığını gösterir). Yine de bu mezmur o tarihin çıplak gerçeklerinin sadece bir tekrarı değildir. Bu tarihten bazı dersler çıkarmak için tasarlanmıştır; dikkat çekilmediği takdirde gözden kaçabilecek dersler. Bu dersler arasında isyanın üzücü örnekleri, Tanrı’nın artan öfkesinde kendini tutması, onları tekrar tekrar kurtararak gösterdiği lütuf ve daha fazlası yer alır. Bu dersler çıplak metinde “gizlidir”, ama oradadırlar ve Asaf onları ortaya çıkarır.

Üçüncüsü, Asaf (1) Kutsal Yazılar ve Tanrı’nın yolları hakkındaki derin bilginin gerçekleri bilmekten daha fazlası anlamına geldiğini, aynı zamanda Tanrı’nın ne yaptığını görmek için ortaya çıkan kalıpları kavramak anlamına geldiğini; (2) Tanrı’nın antlaşma halkının hiçbir zaman yok olmaktan bir nesilden fazla uzak olmadığını, bu nedenle bu biriken anlayışı bir sonraki nesle aktarmanın son derece hayati olduğunu anlar.