Vahiy 9’daki dehşet verici imgelerin arkasındaki anlamlar ne olursa olsun, kaos ve katliam vizyonları oldukça açıktır. Savaş ve veba salgınında sayısız milyon insan, yani insanlığın üçte biri katledilmekte, bazıları büyük acılar çekmektedir. Bugün bu kapsamlı yıkımı belli bir temele oturtarak bölümün kapanış ayetlerine odaklanmak istiyorum.
(1) Bir seviyede, bu yıkım cehennemin işidir –daha doğrusu, “İbranice adı Avaddon, Grekçe adıysa Apolyon” (9:11) olan “dipsiz derinliklerin meleği,” Yok Edici’nin işidir. Bu kesinlikle Şeytan, yani İblis’in kendisidir (bkz. 12:7-9; 20:10). İnsanları kendilerini yaratan ve suretini taşıdıkları Tanrı’dan uzaklaştırmak için gösterdiği tüm çabalara rağmen, İblis’in insanlar için uzun vadeli hedefleri asla iyi değildir. Kötülük yapmak için kendilerini satanlara ya da kendisiyle Faustvari bir anlaşma yapanlara geçici bir güç ya da avantaj sağlayabilir, ancak nihai hedefi tüm insanların ya da zarar verebileceği kadar çok insanın mümkün olduğunca acımasızca, acı çektirilerek yok edilmesidir.
(2) Bu yıkımın arkasında İblis’in kendisi olsa da kitabın daha geniş anlatısında, Tanrı’nın kendisi bu yıkımı adil yargısının bir parçası olarak gerçekleştirmiştir. Şeytan kötü ve güçlüdür ama her şeye kadir değildir. En öfkeli olduğu anlarda bile Tanrı’nın kontrolünden kaçamaz –ve Tanrı, Şeytan’ın kötülüğünü bile, Tanrı’ya karşı isyanlarında ısrar edenlere adil yargısının amaçlarını gerçekleştirmek için kullanabilir.
(3) İnsanlar o kadar sapkındır ki, en yıkıcı yargılar bile çoğu zaman dikkatlerini çekemez ya da onları tövbeye yöneltmez. “Geriye kalan insanlar, yani bu belalardan ölmemiş olanlar, kendi elleriyle yaptıkları putlardan dönüp tövbe etmediler. Cinlere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler. Adam öldürmekten, büyü, fuhuş, hırsızlık yapmaktan da tövbe etmediler” (9:20-21).
Çok az ifade bu kadar cesaret kırıcıdır. Tanrı ne yapmalı? Düzeni ve istikrarlı zamanları koruduğunda, suretini taşıyanlar kutsamalarına kayıtsız kalarak ondan uzaklaşırlar. Bunun yerine Tanrı yargılayarak karşılık verdiğinde, suretini taşıyanlar Tanrı’nın adil olmadığını iddia eder ya da bu olayları rastlantılara, sadece İblis’e ya da yatıştırılması gereken başka ilahlara atfeder. Ruh’un ikna edici müdahalesi dışında, bu felaketlerin bize peygamberlik terimleriyle nasıl seslendiğini derinlemesine düşünen çok az kişi vardır.
Tanrı’nın suretini taşıyanların ırkı yirminci yüzyılda hangi felaketlerle karşılaştı? Verdikleri mesaj nedir? Çoğu insan nasıl tepki verdi?