Verdiği cezanın büyüklüğüne rağmen, Tufan insan doğasını değiştirmemiştir. Tanrı, ilk olarak Kayin tarafından işlenen cinayetin tekrarlanacağını çok iyi bilmektedir. Şimdi caydırıcı olması için değil –caydırıcılıktan söz edilmez– ama Tanrı’nın suretinde yaratılmış bir varlığı öldürdüğü için cinayetin kendi başına bir sınıf olduğunun işareti olarak idam cezası (Yar. 9:6) öngörür. Ancak günahın devam ettiğine dair başka işaretler de vardır. Tanrı’nın gökkuşağıyla mühürlediği, ırkı bir daha bu şekilde yok etmeyeceğine dair verdiği söz (9:12-17), ırkın bir şekilde şok edilerek itaat etmesi için değil, tam da Tanrı’nın aynı bozulmanın tekrar tekrar meydana geleceğini kabul etmesi nedeniyle önemlidir. Tufan öncesi günlerine atıfla haklı olarak “doğruluk vaizi” (2. Pe. 2:5) olarak adlandırılabilecek olan Nuh’un kendisi de artık aile ilişkileri çoktan bozulmuş bir sarhoş olarak tasvir edilmektedir.

Ancak Yaratılış’ın bu bölümleri ile Tufan’dan önce yaşananlar arasında başka bir paralellik daha vardır. Tufan’dan önce, günahın pençesine rağmen, adakları Tanrı’yı hoşnut eden Habil gibi bireyler vardır (Yar. 4); Tanrı’ya olan büyük ihtiyaçlarının farkına varan ve Rab’bin adını çağıran insanlar vardır (4:26); Tanrı’yla birlikte yürüyen Âdem’in yedinci oğlu Hanok vardır (5:22). Başka bir deyişle, ırk içinde bir ırk vardır, daha küçük bir ırk, özünde diğerinden üstün değildir, ancak yaşayan Tanrı’yla o kadar ilişkilidir ki, oldukça farklı bir yöne doğru ilerler. M.S. beşinci yüzyılın başında yazan Kuzey Afrika’daki Hippo’lu Augustinus, bu ilk bölümlere kadar iki insanlığın, iki şehrin –Tanrı’nın şehri ve insanın şehri– başlangıcının izini sürer. (bkz. 27 Aralık) Bu karşıtlık Kutsal Kitap boyunca çeşitli şekillerde gelişir ve büyür, ta ki Vahiy Kitabı “Babil” ile “Yeni Yeruşalim”i karşılaştırana kadar. İnananlar deneysel olarak her ikisinin de vatandaşı olduklarını görürler; bağlılık açısından ya birine ya da diğerine aittirler.

Aynı ayrımlar Tufan’dan sonra yeniden oluşur. Irk kısa süre içinde isyan ve günah sorunlarının köklü olduğunu, doğamızın bir parçasını oluşturduğunu gösterir. Yine de ayrımlar da ortaya çıkmaya başlar. Tanrı’nın yeryüzünü bir daha aynı şekilde yok etmemek üzere yaptığı antlaşma Tanrı ile tüm canlılar arasındayken (9:16), Nuh’un oğulları Âdem’in oğulları gibi ayrılır. Yorucu döngü yeniden başlar ama bu umuttan yoksun değildir: Tanrı’nın kenti asla tamamen hükümsüz olmaz, ama eli kulağında olan daha açık antlaşma ayrımlarını ve kurtarıcı tarihin sonunda gelecek görkemli zirveyi öngörür.