Birinci Mezmur bazen bilgelik mezmuru olarak adlandırılır. Bu adlandırma büyük ölçüde iki yol ve yalnızca iki yol sunmasından kaynaklanır –doğruların yolu (Mez. 1:1-3) ve kötülerin yolu (1:4-5) ve son bir özetleyici karşıtlık (1:6).
Doğru kişiyi tanımlayan ilk üç ayet doğal olarak üç aşamaya ayrılır. 1. ayette doğru kişi olumsuz, 2. ayette olumlu ve 3. ayette mecazi olarak tanımlanır. Ayet 1’deki olumsuz tanımlama, “kutsanmış” insanın neye benzemediğini ortaya koyar. “Kötülerin yolunda yürümez”; “günahkârların yolunda durmaz”; “alaycıların arasında oturmaz”.
O halde kötü adam yavaşça durma noktasına gelir (yürür/ayakta durur/oturur). Kötülerin öğütleriyle yürümeye başlar: dinsizlerin öğütlerini, bakış açılarını, değerlerini ve dünya görüşlerini benimser. Bunu yeterince uzun süre yaparsa, bir sonraki seviyeye düşer: “günahkârların yolunda durur.” Bu çeviri yanlış bir izlenim vermektedir. Türkçede birinin yolunda durmak onu engellemek demektir. İnsanın aklına köprüdeki Robin Hood ve Küçük John geliyor: her biri diğerinin yoluna çıkıyor ve birinin sonu akıntıya kapılmak oluyor. Ancak İbranice’de “birinin yoluna çıkmak”, “kendini bir başkasının yerine koymak” gibi bir anlama gelir: onun yaptığını yapmak, onun yaşam tarzını, alışkanlıklarını, davranış kalıplarını benimsemek. Bu yolda yeterince uzun süre devam ederse, muhtemelen uçuruma inecek ve
“alaycıların arasında oturacaktır”. Tanrısız olan pek çok şeye katılmakla kalmaz, katılmayanlarla da alay eder. Birisi bu noktada, kişinin değersizlik konusunda yüksek lisans ve lanetlenme konusunda doktora yaptığını söylemiştir. Mezmur yazarı ısrarla şöyle der: “Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdüyle yürümez, günahkârların yolunda durmaz, alaycıların arasında oturmaz.” Doğru kişi ters bir şekilde tanımlanır.
İkinci ayetin karşıt bir paralellikle yanıt vermesi beklenebilirdi: “Ne mutlu o adama ki, doğruların öğüdünde yürür, itaatkârların yolunda durur, minnettarların koltuğunda oturur” –ya da buna benzer bir şey. Bunun yerine tek bir olumlu ölçüt vardır ve bu yeterlidir: “Ancak zevkini RAB’bin Yasası’ndan alır ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür.” (1:2).
Kişi nerede Tanrı Sözü’nden zevk alır, sürekli onun üzerinde derin düşünürse, orada iyi öğütler öğrenir, orada davranışları vahiyle şekillenir, orada şükran ve övgü lütfunu besler. Bu yeterli bir ölçüttür.