Belki de masum bir okuyucu dünkü okumanın (Hâkimler 17) Tanrı’nın halkı arasındaki küçük bir sapmayı yansıttığını umabilirdi. Bugünkü (Hâkimler 18) bu umudu azaltmaktadır: İsrail’in bütün bir kabilesi ve şüphesiz diğerleri de raydan çıkmıştır.
Tarihsel ortam, bütün oymakların kendilerine ait olacak toprakların tamamını ele geçirmemiş olmalarına yetecek kadar erkendir. Dan için bu kesinlikle doğrudur (18:1). Danoğulları araziyi gözetlemek için beş asker gönderirler ve sonunda Mika’nın evine rastlarlar. Orada genç Levili’yi bulurlar ve onu ya daha önceki bir karşılaşmadan tanırlar ya da belki de dua edişine ya da çalışmasına kulak misafiri olarak (ki bunu genellikle yüksek sesle yaparlardı) onu olduğu gibi tanırlar. Ona yolculuklarının başarılı olup olmayacağını sorarlar. Belki de Mika’nın yaptığı “efod” (Yarg. 17:5), görünüşte Rab’bin iradesini belirlemek için Urim ve Tummim gibi bir şey içermektedir. Her durumda Mika onlara güven verir ve onlar da yollarına devam ederler.
Askerler, kendilerine tahsis edilen toprakların bir parçası olmayan Layiş kasabasını gözetlerler. Ama Layiş yumuşak ve cazip bir hedef gibi görünmektedir ve böyle rapor verirler. Danoğulları altı yüz silahlı adamla geri döndüğünde, askeri baskınlarını yarıda keserek Mika’nın evindeki bütün putları, genç Levili kâhini ve efodunu alıp giderler, çünkü bunun girişimlerinde “şans” ya da en azından bir yol gösterici olarak düşündükleri açıktır. Levili’nin kendisi de çok sevinir: Ona göre bu bir terfi gibidir (18:20). Ama “satın alınmış” din adamları peygamberlik tanıklığı yapabilir mi?
Adamlarıyla birlikte bu savaşçı grubu yakaladıklarında Mika’nın sesi acınası bir şekilde çıkar: “Kâhinimi, yaptırdığım putları alıp gittiniz. Bana ne kaldı ki? Bir de, ‘Ne oldu?’ diye soruyorsunuz” (18:24). Kendi ifadesinde hiçbir ironi görmüyor, kendi yaptığı tanrılara bu kadar çok şey bağlamanın boşuna olduğunu düşünmüyordur.
Danoğulları Mika’yı ve ailesini öldürmekle tehdit ederler ve bu da meseleyi çözer. Ülkeyi adalet ya da dürüstlük değil, güç yönetmektedir. Danoğulları Layiş’i kuşatarak “barışçıl ve masum bir halka” (18:27) saldırır ve buraya Dan adını verirler. Oraya putlarını dikerler ve artık Musa’nın soyundan geldiği anlaşılan genç Levili (18:30) kabile kâhini olarak görev yapar ve Buluşma Çadırı hâlâ Şilo’daki gerçek yerinde dururken bile bu mirası oğullarına devreder (18:30-31).
Dini antlaşmaya vefasızlık seviyeleri, artan şiddet, kabile bencilliği, kişisel güç arzuları, nankörlük, kaba tehditler ve kitlesel batıl inançlarla katlanmaktadır. Bu günahların birlikte büyümesi alışılmadık bir durum değildir.