Kraliyet otoritesinin Davut’tan Süleyman’a geçişi (1. Krallar 1) karışıktır. Davut’un oğullarından biri olan Adoniya, ordunun başındaki Yoav’la görüşerek yönetimi ele geçirmeye çalışır. Süleyman’ın annesi Bat-Şeva, hasta kocasına Süleyman’ın varis olacağına dair verdiği sözü hatırlatır ve karmaşık bir hesap ortaya çıkar.
Davut’un kronik aile çöküşü bir kez daha göze çarpmaktadır. 1. Krallar’ın yazarı 1:6’daki parantez içi yorumunda bu konuya dikkatimizi çeker. Darbe girişiminde bulunan Adoniya’ya atıfta bulunarak, “Babası Davut hiçbir zaman, ‘Neden şöyle ya da böyle davranıyorsun?’ diye ona karşı çıkmamıştı. Avşalom’dan sonra dünyaya gelen Adoniya çok yakışıklıydı” der –sanki yakışıklılık, tacın kendisi de dahil olmak üzere her şeyin kendi hakkı olduğunu düşünen bir tür basit kibir doğurmuş gibi.
Birçok önemli ders arasından iki tanesinin altını çizebiliriz:
Birincisi, yetenekli ve ahlaken dürüst imanlılar bile sıklıkla trajik kusurlar gösterirler. Bazen hakkında hiçbir başarısızlık kaydedilmeyen bir Daniel ortaya çıkar. Ancak Kutsal Yazılar’daki en iyilerin çoğu şu ya da bu türden kusurlar sergiler: İbrahim, Musa, Petrus, Tomas ve (en önemlisi) Davut. Bu gerçekle yüzleşmek gerekir, çünkü bugün de aynı derecede güçlüdür. Tanrı stratejik olarak yerleştirilmiş ve etkili liderler yetiştirir. Nadir olanlar o kadar tutarlıdır ki, kayda değer bir çatlak tespit etmek çok zordur. Ama genellikle durum böyle değildir. En iyi Hristiyan liderlerimiz bile genellikle en yakın akranlarının ve arkadaşlarının fark edebileceği hatalar sergilerler (liderlerin kendileri bunları görebilse de göremese de!). Bu durum bizi şaşırtmamalıdır. Bu düşmüş dünyada işler böyledir, Kutsal Kitap yazıldığında da işler böyleydi. Bu nedenle liderler kusurlu olduklarını kanıtladıklarında hayal kırıklığına uğramamalıyız. Onları elimizden geldiğince desteklemeli, mümkün olan yerlerde hatalarını düzeltmeye çalışmalı ve gerisini Tanrı’ya bırakmalıyız –bu arada kendi yaşamlarımızdaki korkunç başarısızlık ve hata potansiyelinin de farkında olmalıyız.
İkinci olarak, Tanrı’nın egemenliği bir kez daha halkının karmaşık çabaları aracılığıyla işler. Davut sorundan haberdar edildiğinde, ellerini havaya kaldırıp durum hakkında dua etmez: Süleyman’ın tahta çıkmasını sağlamak için hemen kararlı, sembol yüklü ve kapsamlı adımlar atılmasını emreder. Tanrı’nın egemen iyiliğine güvenmek asla eylemsizlik ya da tembellik için bir mazeret değildir. İmanla yürüdüğü uzun yıllar Davut’a, “imanla yürümenin” başka ne anlama gelirse gelsin, pasifliği meşru kılmadığını öğretmiştir. Tanrı’ya karşı gelerek ya da Tanrı’dan bağımsız olmak için boşuna çaba harcayarak hareket etmekten kaçınacaksak, güveni kaderciliğe dönüştürme tehlikesiyle her zaman karşı karşıya olan aşırı dindarcılıktan da kaçınmalıyız.