Mezmur 130:1’de mezmur yazarı ne tür “derinliklerden” ağlamaktadır? Diğer mezmurlarda bu ifadenin çaresizliği hain “dostlar” ve açık zulümle (Mez. 69) ya da hastalık ve vatan hasretiyle (Mez. 6, 42) bağlantılıdır. Ancak bu durumda mezmur yazarını “derinliklere” sürükleyen şey günah ve suçluluktur: “Ya RAB, sen suçların hesabını tutsan, kim ayakta kalabilir, ya Rab?” (130:3).
Dört düşünce:
İlk olarak, suçluluğun sefaleti ve Tanrı’nın bağışlamasına duyulan ihtiyaç üzerindeki bu vurgu, mezmur yazarının temelde adil ya da doğru olduğu gerekçesiyle aklanma talebinde bulunan bazı mezmurlara hoş bir zıtlık oluşturur. (bkz. 10 ve 24 Nisan). Bu tür iddialar kesinlikle kabul edilemez; gerçekten doğru insanlar, kişisel suçluluklarının ve bağışlanma ihtiyaçlarının farkına varma konusunda, kendi utançlarını algılayamayacak kadar kirlenmiş ve katılaşmış olanlara göre her zaman daha fazla farkındalık kazanırlar.
İkinci olarak, bağışlanma ve korku arasındaki bağlantı çarpıcıdır: “Ama sen bağışlayıcısın, öyle ki senden korkulsun” (130:4). Belki de bu iki satır, günahların affedildiğine dair güvenin, kurtuluş tarihinin bu aşamasında, çarmıhın bu tarafındaki kadar sağlam olmadığını ima etmektedir. Daha da önemlisi, ‘Rab korkusu’ sadece affedilmenin sonucu olarak değil, aynı zamanda onun hedeflerinden biri olarak tasvir edilir. Bu, ‘Rab korkusu’nun kölece, hizmetkâr korkusundan (ki bu tür bir korku affedilmekle azalır, artmaz) çok, kutsal bir saygı ile ilgili olduğunu doğrular. Yine de bu saygının dürüst bir korku bileşeni vardır. Günahkârlar, günahlarının büyüklüğünü görmeye başladıklarında ve affedilmenin sevincini yaşadıklarında, en iyi halleriyle affedilmemiş olsalardı ne olabileceğini hayal ederler. Affedilme, rahatlama yaratır; ironik olarak, aynı zamanda ciddi bir düşünce yaratır ve bu düşünce, saygıya ve tanrısal korkuya dönüşür, çünkü günah artık asla hafife alınamaz ve affedilme asla hafifçe kabul edilemez.
Üçüncüsü, mezmur yazarı ihtiyacı olan şeyin soyut bir bağışlanma değil, Tanrı’nın bağışlaması olduğunu anlar; istediği ve ihtiyaç duyduğu şey Tanrı’yla barışmak, Tanrı’yla yeniden paydaşlık kurmaktır. Rab’bi bekler ve O’nun vaatlerine güvenir (130:5). Bir gözcünün en korkutucu saatlerde şafağı beklediği gibi bekler ama şafağın sökmesinin kaçınılmaz olduğu güvencesiyle (130:6).
Dördüncü olarak, bu mezmurla ilgili en değerli şey, kurtuluş planının doruk noktasına hâlâ yüzyıllar olmasına rağmen, odak noktanın mekanizma değil, Tanrı olmasıdır. “Ey İsrail, RAB’be umut bağla! Çünkü RAB’de sevgi, tam kurtuluş vardır. İsrail’i bütün suçlarından fidyeyle O kurtaracaktır.” (130:7-8).