Galatyalılar 4, uzun zamandır Hristiyanların Pavlus’un İsrail tarihini nasıl anladığını merak etmelerine neden olan birkaç bölüm içerir –özellikle 4:21- 31’deki sözde “alegori.” Bu bölümler büyük bir dikkat çeker. Ancak, bu bölümün ortasına yerleştirilmiş olan iki kısa paragraf (4:1220), kolayca gözden kaçırılsa da elçinin yüreğini büyük ölçüde açığa çıkarır.

(1) İlki (4:12-16) elçinin Galatyalılar’a yalvardığını gösterir. Onlara karşı kullandığı sert dilin kişisel bir incinmeyle ilgisi olmadığında ısrar eder: “Bana hiç haksızlık etmediniz.” (4:12). Hatta onlara, ilişkilerinin en erken aşamasının Pavlus’un asla koparamayacağı bir bağ oluşturduğunu hatırlatır. Onlara Müjde’yi ilk kez “bedensel hastalığı” nedeniyle bildirdiğini söyler (4:13). Hastalığın ne olduğundan emin olamayız. Belki de en iyi tahmin (bir tahminden öteye gitmese de) Pavlus’un tekneyle şimdiki Türkiye’nin güney kıyılarına geldiği ve orada hizmet ederken sıtma ya da başka bir astropikal hastalığa yakalandığıdır. O günlerde en iyi çözüm dağlık bölgelere, Galatyalıların yaşadığı bölgelere gitmekti. Pavlus orada son derece yardımsever ve konuksever bir halk buldu. Onlara Müjde’yi duyururken, kendisine “Tanrı’nın bir meleği” gibi davrandılar (4:14). Pavlus onlara nasıl kızabilir ya da onları nasıl gözden çıkarabilirdi? Ama ne yazık ki, sevinçleri dağıldı. Kışkırtıcıların yabancılaştıran bakış açısına o kadar kapılmışlardır ki, Pavlus’u onlara gerçeği söylediği için düşman olarak görürler (4:16).

İşte burada, vaaz verdiği insanların yaşamlarıyla yakından ilgilenen, ilişkilerinin karmaşık geçmişinden yola çıkarak onlarla etkileşim kurmaya hazır ve istekli olan, ancak bu ilişkileri düzeltmek için hakikatten ödün vermek istemeyen bir elçi vardır. Pavlus’a göre, öğretinin bütünlüğü ilişkilerin bütünlüğüyle birlikte durmalıdır; bunlar birbirlerine karşı kullanılmamalıdır.

(2) Pavlus Galatyalılardaki derin bir karakter kusurunu fark eder ve nazikçe ortaya çıkarır: Bu insanlar, gayretle onları takip eden insanlar dahil, gayretli kişileri severler ama gayretin yönünü dikkatlice değerlendirmezler (4:17-20). Pavlus uyarır: “Niyet iyiyse, yalnız aranızda olduğum zaman değil, her zaman gayretli olmak iyidir” (4:18). Telefon ya da e-posta yoluyla iletişim kuramayan ve böylece anında bilgi alamayan elçi, nasıl bir yol izlemesi gerektiğinden emin değildir. Sert bir şekilde eleştirmeye devam etmeli midir? Tavrını değiştirip onların desteğini kazanmaya mı çalışmalıdır? Kendisini, daha önce dünyaya getirdiği çocuğu yeniden doğurmak için ikinci kez doğum ağrısı çekmek zorunda kalan bir anne gibi hissetmektedir.

Günümüz pastörleri ve liderleri, sorumlulukları altında bulunan ve yoldan sapan kişilerle daha az mı ilgilenmelidir?