“Övünmek gereklidir” diye yazıyor Pavlus (2Ko. 12:1), ama elbette bunu sadece ironik bir şekilde yapıyordu (bkz. dünkü ve evvelki bölüm). Ama şimdi yeni bir ikilemle karşı karşıyadır. Görünüşe göre karşıtları ruhsal deneyimleriyle övünmektedirler. Hatta şöyle bir şey söylemiş olabilirler: “Elbette Pavlus Şam Yolu deneyimini yaşadı, ama bu çok uzun zaman önceydi. O zamandan beri Tanrı hakkında ne biliyor ki? Dünün lütfu artık bayatladı.” Elbette bu durumda Pavlus, 11. bölümde yaptığı gibi, karşıtlarının önemli olarak değerlendirdiği her şeyin tam tersi hakkında ironi yapıp övünemez. Çünkü çeşitli ruhsal deneyimlere sahip olmanın zıttı bunlara sahip olmamaktır ve Pavlus’un durumunda, bu tür deneyimlerden zevk aldığını inkâr etmek doğru olmaz. Bu yüzden isteksizce “görümlere ve Rab’bin vahiylerine” devam eder (12:1). Ancak bu konuda kendisinden bahsetmeye dayanamaz, bu yüzden edebi bir araca başvurur: kendisinden üçüncü şahıs olarak bahseder: “bir Mesih izleyicisi tanıyorum” diye yazar (12:2), ancak açıkça kendisinden bahsetmektedir (12:5-6).

Bu durumda bile Pavlus, odağı kendinden uzaklaştırmak ve övünme alışkanlığından her türlü meziyeti çıkarmak için üç vurgu yapar.

İlk olarak, kendi durumunda, on dört yıl önce yaşadığı muhteşem cennet deneyimlerini “söylemesinin yasak olduğunu” söyler (12:4). “Üçüncü gök” (12:2) Tanrı’nın bulunduğu yerdir; “cennet” Tanrı’nın yaşadığı yerdir. Gördüklerinden bazıları “anlatılamaz” nitelikteydi: bu tür görümlerden zevk almayan insanlar bunları kavrayacak özelliklere sahip değildir. Daha da önemlisi, bu görümler Pavlus’u güçlendirmek içindi; bunlar hakkında konuşmasına izin verilmiyordu. Bu nedenle sessiz kalmıştır.

İkincisi, Pavlus insanların kendisi hakkında çok fazla şey düşünmesinden korkar (bizim korkularımızın tam tersi), bu nedenle ilke olarak erişilemez konular hakkında konuşmaktan hoşlanmaz. Eğer yargılanması gerekiyorsa, yaptığı ve söylediği şeylerle yargılanmak ister (12:6), halkın incelemesine açık olmayan görüm ve vahiy iddialarıyla değil.

Üçüncüsü, Pavlus elde ettiği büyük avantajların yanı sıra, Tanrı’nın Şeytan aracılığıyla, en hararetli yalvarışlarına rağmen ortadan kaldırılmayacak olan “bedende bir diken” verdiğini kabul eder (12:7-10). Bu diken, Tanrı’nın gücünün bizim güçsüzlüğümüzde yetkinleştiğini öğrenmesi ve bu nedenle aldığı olağanüstü lütfa asla güvenmemesi ya da onunla böbürlenmemesi için onu kibirlenmekten alıkoymak, “zayıf” tutmak için verilmiştir. Bu düşmüş dünyada, büyük lütfa büyük zayıflığın eşlik etmesi veya bunun tam tersinin olması bir merhamettir.