Yasa’nın Tekrarı 8, çölde kırk yıl süren gezintiye önemli bir teolojik bakış açısı sağlar. Tanrı kişisel bir Tanrı olduğu için, o yılların öyküsünü Tanrı ve halkı arasındaki etkileşim açısından anlatabiliriz: Tanrı onların ihtiyaçlarını karşılar, onlar isyan eder, Tanrı yargılayarak karşılık verir, onlar tövbe eder ve sonra döngü kendini tekrar eder. Öte yandan, tüm bu anlatıya Tanrı’nın aşkın ve sadık egemenliği açısından da bakılabilir. Tanrı her zaman kontrolü elinde tutar. Burada sunulan bakış açısı budur.
Elbette Tanrı onlara, daha onlar arzularını dile getirme zahmetine bile katlanmadan, istedikleri her şeyi verebilirdi. Onları şımartabilirdi. Bunun yerine onları alçaltmak, sınamak, hatta sonunda onları man ile beslemeden önce aç bırakmak niyetindeydi (8:2-3). Musa’nın ısrarla vurguladığı gibi, bu son uygulamanın amacı Tanrı’nın onlara “insanların yalnız ekmekle değil, RAB’bin ağzından çıkan her sözle yaşadığını” öğretmesiydi (8:3). Daha genel olarak: “Tanrınız RAB’bin, çocuğunu eğiten bir baba gibi, sizi nasıl eğittiğini anlayın.” (8:5).
Bütün bu disiplin neden? Üzücü gerçek şu ki, sizin ve benim gibi düşmüş insanlar Tanrı’nın armağanlarına takılıp kalmakta ve onları Veren’i görmezden gelmektedir. Bir noktada bu, Yaratıcı’dan çok yaratılan şeye tapınmaya dönüşür (bkz. Romalılar 1:25). Tanrı bunun İsrail’in tehlikesi olduğunu bilir. Onları tarımsal vaatleri, yeterli suyu ve maden zenginliği olan bir ülkeye getirmektedir (8:6-9). Bu noktada, “insanın yalnız ekmekle değil, RAB’bin ağzından çıkan her sözle yaşadığını” öğrenme olasılığı ne olabilir?
Bu kırk yıllık disiplin döneminden sonra bile tehlikeler çok büyük olacaktır. Bu yüzden Musa onlara derslerini açıklar. Halk Vaat Edilmiş Topraklar’a yerleştikten ve oradaki büyük zenginliğin tadını çıkardıktan sonra tehlikeler başlayacaktır. “Tanrınız RAB’bi unutmamaya dikkat edin. Bugün size bildirdiğim buyruklarını, ilkelerini, kurallarını savsaklamayın.” (8:11). Zenginlikle birlikte kibir de gelecek ve halkı kendilerini kölelikten kurtaran Rab’bi unutmaya itecektir (8:12-14). Sonunda, zenginliğe Tanrı’nın sözlerinden daha fazla değer vermekle kalmayacaklar, gururla, “Bu serveti toplayan kendi yeteneğimiz, güçlü elimizdir” (8:17) diyerek kendilerini haklı bile çıkarabileceklerdir –zenginlik üretme yeteneğinin bile Tanrı’nın lütufkâr bir armağanı olduğunu unutarak (8:18).
Yaşamınız, Tanrı’nın ağzından çıkan her söze, bu yaşamın tüm nimetlerinden ve hatta ihtiyaçlarından daha fazla değer verdiğinizi ne şekilde gösteriyor?