“Âdem de karısı da çıplaklardı, henüz utanç nedir bilmiyorlardı” (Yar. 2:25). Yaratılış öyküsünü sonlandırmak için ne kadar tuhaf bir yol olduğunu düşünebiliriz. Hollywood buna bayılırdı: Eğer birisi bu sahneyi beyaz perdeye aktarmaya çalışırsa, cinsel heyecan için ne büyük bir bahane olurdu. Anlatının peşinden koşarak acele ediyoruz.

Yine de bu ayet stratejik olarak yerleştirilmiştir. Kadının yaratılışı ve evliliğin kuruluşu (Yar. 2:18-24) ile Düşüş (Yar. 3) arasında bağlantı kurar. Bir yandan Kutsal Kitap bize kadının erkekten alındığını, Tanrı tarafından “ona uygun bir yardımcı” olarak yaratıldığını (2:18), ancak yine de onunla bir olduğunu söyler: Kadın, onun kemiklerinin kemiği ve etinin etidir (2:23) ve şimdi ikisi evlilikte tek bir beden olarak birleşmiştir (2:24); bu, gelecek evliliklerin, yeni evlerin ve yeni ailelerin paradigmasıdır. Öte yandan, bir sonraki bölümde Düşüş’ü, ölüm ve laneti getiren sefil isyanı okuyoruz. Yarınki okuyacaklarımızdan anladığımız kadarıyla, bu anlatımın bir bölümünde, erkek ve kadın Rab’bin huzurundan saklanırlar, çünkü isyanları gözlerini çıplaklıklarına açmıştır (3:7, 10). Utanmak şöyle dursun, içgüdüleri saklanmaktır.

Böyle olmaması gerekiyordu. Başlangıçta, “Âdem de karısı da çıplaklardı, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.” Elbette cinsel alan ön plana çıkmaktadır; ancak bu ifadenin sembollerle yüklü bir derinliği vardır. Bu, ortada bir suç olmadığını, utanılacak bir şey olmadığını söylemenin bir yoludur. Bu mutlu masumiyet açıklık, tam bir samimiyet anlamına geliyordu. Ne Tanrı’dan ne de birbirlerinden saklayacak bir şeyleri vardı.

Düşüşten sonra her şey ne kadar da farklı. Erkek ve kadın Tanrı’dan saklanır ve başkalarını suçlar. Samimiyet gitmiş, masumiyet dağılmış, açıklık kapanmıştır. Bunlar, ilk günahın hemen ortaya çıkan etkileridir.

Düşmüş bir ırkın ruhuna işlenen aynı etkiler, saklayacak çok şeyi olan sizin ve benim gibi bireylere işlendiğinde ne kadar daha vahimdir. Eşinizin ya da en iyi arkadaşınızın her bir düşüncenizin tüm boyutlarını bilmesini ister miydiniz? Güdülerinizin herkesin gözü önünde sergilenmesini ister miydiniz? Mümkün olduğunca az insanın bilmesini isteyecek kadar utandığımız şeyler yapmadık mı? Vicdanının “dağlanmış” olduğu söylenen (örn. 1 Ti. 4:2) ve bu nedenle günahıyla övünen kişi bile bunu yalnızca bazı alanlarda yapar, diğerlerinde yapmaz.

Bu kadar derin sorunları ele alan kurtuluş ne kadar şaşırtıcı boyutlara sahiptir.