İmanın birçok yönü vardır. Bunların bazıları İbraniler 11’de ortaya çıkar ve ayrıca imanın ne olmadığını gösterir.
(1) “İman” kelimesi bir kez bile “dini tercih” veya “gerçek veya hakikate dayanmayan inanç” anlamında kullanılmaz. Bu konuda bilimcilik dünyamızın beynini o kadar yıkamıştır ki “iman” kelimesini tamamen bu öznel anlamında düşünürüz. Başkalarına neye inandığınızı söylediğinizde, inancınızın sağlam temellere dayanıp dayanmadığını belirlemek için size nedenlerinizi sormazlar. Otomatik olarak böyle bir inancın dini bir tercihten öteye geçemeyeceği varsayılır ki bunun da tanımı gereği hiçbir kullanışlı kriteri yoktur.
(2) Buna karşılık, bu bölümdeki iman nesnel olarak doğru olanı algılama yetisidir. Yazar “evrenin Tanrı’nın buyruğuyla yaratıldığı” (11:3) önermesinden kuşku duymamaktadır. Aksine, bunu kanıtlamak için hazır bir yolumuz olmadığını ima eder; bu önermenin doğruluğunu ancak orada bulunan tek Kişi ne olduğunu açıklarsa ve biz de ona inanırsak kabul edebiliriz. Benzer şekilde yazar, “umut edilenler” (11:1) olan Hristiyan tamamlanmasının yaklaşmakta olduğundan şüphe duymamaktadır. Ancak bunu ölçemeyiz, elimizle tutamayız ya da kanıtlayamayız. Çok iyi nedenlerden dolayı, Tanrı’nın gelecek olanla ilgili vaatlerine inanıyoruz. Dolayısıyla “imanımız”, “umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin” olmamızı sağlayan Tanrı vergisi görkemli bir olanaktır (11:1).
(3) O halde bu iman bazı açılardan “atalarımızın” imanına benzer (11:2). Çünkü onların birçoğuna yaşamları boyunca göremeyecekleri şeyler vaat edilmişti. Tanrı’nın vaatlerine inandıkları ve bunlara göre hareket ettikleri için, imanlarıyla övülmüşlerdir. Böylece İbrahim, soyunun bol bol çoğalacağı ve Kenan ülkesini miras alacağı vaadine göre hareket etti. Bunu görecek kadar yaşamadı, ama buna göre hareket etti. On iki ata bu vaade inandı; Yusuf o kadar inanmıştı ki, İsraillilere Mısır’dan ayrılırken bedenini de yanlarında götürmeleri konusunda talimat vermişti. Bu vaatlerin birçoğu çoktan gerçekleşmiştir; benzer şekilde, Tanrı’nın henüz gerçekleşmemiş vaatlerinin gerçekleşmesini hoşnut bir imanla beklememiz gerekmez mi? (4) Böyle bir iman sadece kolayca galip olarak görülenlerde (örneğin, 11:32-35a) değil, kurban olarak görülenlerde de (11:35b38) işler. İster krallıkları fethetmek, adaleti sağlamak, kılıçtan kaçmak ve ölüleri geri almak için çağrılanlardan olalım, ister işkence gören, alay ve dayağa maruz kalan, hapsedilen, yoksulluk çeken ve aşağılayıcı ölümlerle yüzleşenlerden olalım, bunlar tamamen önemsiz bir konudur. Asıl soru, Tanrı’ya sözünde sadık kalıp kalmadığımızdır.