Kızıldeniz’in Geçilmesi Üzerine Üç Gözlem (Çık. 14):
İlk olarak, Firavun ve egemen Rab arasındaki dinamik çatışma devam eder. Firavun, İsraillilerin deniz ve çöl tarafından kuşatıldığını düşünerek, onların kolay bir av olduğuna karar verir ve arzularının peşinden gider (14:3). Ayrıca, Firavun ve yetkilileri, halkı serbest bırakmış olmaktan pişmandır. Kölelik, ekonomik sistemlerinin temel direklerinden biriydi ve inşa projelerinde en önemli kaynağı oluşturuyordu. Belki de belalar, korkunç tesadüflerden başka bir şey değildi. İsrailli köleler geri getirilmeliydi.
Yine de Tanrı, bu olaylar gelişirken pasif bir oyuncu değildir; başkalarının inisiyatifine yalnızca karşılık veren biri de değildir. Tanrı, İsraillileri sadece Filist yöresine yönelmekten alıkoymakla kalmaz (13:17), aynı zamanda Mısırlıların, İsraillilerin tuzağa düştüğünü sanmalarını sağlamak için kuzeydoğuya giden yoldan uzaklaştırır (14:3). Aslında Tanrı, Mısırlıları bir tuzağa çekmektedir ve Firavun’un inatçılığı bu stratejinin bir parçasıdır (14:4, 8, 17). İsrail halkının güvenmesi gereken şey, bu geniş kapsamlı, takdire dayalı egemenliktir (14:31). Rab, bu karşılaşmada hem İsraillilerin hem de Mısırlıların Tanrı’nın kim olduğunu öğrenmelerinde kararlıdır: “Firavunu, bütün ordusunu, savaş arabalarını, atlılarını yenerek yücelik kazanacağım. Firavun, savaş arabaları ve atlılarından ötürü yücelik kazandığım zaman, Mısırlılar bilecek ki, ben RAB’bim.” (14:17-18). “RAB’bin Mısırlılara gösterdiği büyük gücü gören İsrail halkı RAB’den korkup O’na ve kulu Musa’ya güvendi.” (14:31).
İkinci olarak, “Tanrı’nın meleği” yeniden ortaya çıkar (14:19). Ancak bu kez bir melek olarak değil, geceleri ateşten bir sütun ve gündüzleri buluttan bir sütun şeklinde görünür. Bu sütun, hem halka yol gösterir hem de onları takip eden Mısırlılardan ayırır. Diğer bir açıdan, “Gece gündüz ilerlemeleri için, RAB gündüzün bir bulut sütunu içinde yol göstererek, geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu.” denebilir (13:21). Daha önce gördüğümüz belirsizlikler (Çık. 3; bkz. 20 Şubat tarihli okumalar) burada da devam etmektedir.
Üçüncü olarak, Kızıldeniz’in yarılmasına yardımcı olan araçlar (örneğin, rüzgâr gibi) ne olursa olsun, bu olay, belalar gibi, mucizevi olarak sunulur. Bu, Tanrı’nın normal düzenine müdahalesini gösterir; bu müdahale, her şeyin düzenli bir şekilde işlediği ilahi düzenin aksine, eşsizdir. Bu nedenle bilimsel analizlere uygun değildir. İsrail halkının su duvarları arasında kuru toprak üzerinde yürümesi (14:21-22), yaratılışın egemen Tanrısı’nın düzenleyebileceği bir olaydır; başka hiçbir gücün değil.