Hristiyanlar, Markos 13’ün kesin yorumu konusunda sık sık anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Ancak bu anlaşmazlıklar ne olursa olsun, öğrencilerin tapınak kompleksine bakışları ile İsa’nın bakış açısı arasındaki çarpıcı zıtlık göz ardı edilemez.

Öğrenciler “güzel taşlardan” ve “görkemli binalardan” etkilenirler (13:1). Onların dikkatini çeken, insan yaratıcılığının ve ustalığının ürünü olan mimaridir. Ancak İsa, tamamen farklı bir düzlemde düşünür. O, bu dünyadaki kötülüğün modellerini, sahte dinsel iddiaları, öğrencilerine yönelik zulmü ve yaklaşan ilahi yargıyı değerlendirir. Taşlar ve binalara gelince, İsa kesin bir yargıyı ifade eder: “Burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!” (13:2). Bu kehanetin tam anlamıyla gerçekleşmesi için sadece kırk yıl geçecektir.

Bu pasaj, başka bir metni anımsatmaktadır. Elçilerin İşleri 17:16’dan itibaren Pavlus’un kendini Atina’da bulduğu sahne buna benzer. Çarpıcı olan, Pavlus’un şehre verdiği tepkidir. Luka, Pavlus’un muhteşem mimariden, Atina’nın öğrenim tarihinden, vatandaşlarının ürettiği edebiyattan ya da bu mirasın görkeminden etkilendiğini söylemez. Aksine, Pavlus şehre baktığında “kenti putlarla dolu görünce yüreğinde derin bir acı duydu” (17:16).

Her iki durumda da –ne İsa’nın Yeruşalim’e ilişkin değerlendirmesinde ne de Pavlus’un Atina’ya ilişkin değerlendirmesinde– analiz yüzeysel değildir. Her iki değerlendirme de olaylara Tanrı’nın bakış açısından yaklaşır. İnsanları muazzam binalar ve muhteşem insan başarıları etkileyebilir; ancak bu noktada, Babil Kulesi (Yaratılış 11) öyküsü üzerinde düşünmek faydalı olacaktır. Kuşkusuz, o dönemde de bu yapıdan etkilenenler vardı. Ancak insan yüreğini ve binanın arkasındaki nedenleri gören Tanrı, bunu dayanılmaz bir kibrin başka bir örneği olarak değerlendirdi.

Benzer şekilde, bizler de kültürümüzü Tanrı’nın bakış açısından anlamaya ve değerlendirmeye çağrılıyoruz. İnsanlar Tanrı’nın suretinde yaratıldıkları için, değerli ve takdire şayan birçok şey yapabiliriz. Teolojik olarak konuşursak, bu “ortak lütfun” bir ürünüdür. Ancak zenginlik, güç, mimari, şöhret, eğitim, fiziksel yetenek ve teknolojiden fazla etkilenmek; bunun sonucunda etrafımızdaki dünyanın ahlaki ve ruhani boyutlarını göz ardı etmek mümkündür. İhtişamı görüp utancı gözden kaçırabiliriz; insani başarıları takdir edip bu başarıların altında yatan putperestliği ihmal edebiliriz. Kısacası, Tanrı’nın düşmüş hayalperestlerini etkileyen şeylerden etkilenebiliriz; ancak bu gerçekleri çarmıhın ışığında ve sonsuz perspektifte değerlendiremeyebiliriz.

İsa ve Pavlus’un örneklerini takip etmek, bizim için çok daha iyi bir yol olacaktır.