Burada, birincil pasajların her biri üzerine birer tane olmak üzere iki ayrı meditasyonu bu alana sıkıştıracağım.
Elçilerin İşleri 15’te, o zamandan beri “Yeruşalim Konseyi” olarak adlandırılan oluşumun ortaya çıkmasına neden olan anlaşmazlığın ne olduğunu anlamak son derece önemlidir. Bazı (Yahudi) adamlar Yahudiye’den Antakya’ya gitmiş ve oradaki imanlılara İsa’ya inansalar bile Musa’nın yasasına uygun olarak sünnet olmadıkları sürece kurtulamayacaklarını öğretmeye başlamışlardı (15:1). Daha sonraki tarih bu kişilere Yahudileştiriciler (Judaizers) adını vermiştir.
Yahudileştiricilerin bakış açısına göre, İsa Yahudi Mesih’iydi ve Yahudi olmadan bu Yahudi Mesih’i gerçekten takip etmek mümkün değildi. Şüphesiz bazı Yahudiler başka uluslardan sünnetsiz olmayanların kiliseye akın etmesinden dolayı kendilerini tehdit altında hissediyorlardı: Yahudi öz kimliği azalma ve hatta kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Ancak bu öteki ulusların hepsi sünnetin işaret ettiği gibi Yahudi olurlarsa, bu tehlike ortadan kalkacaktı.
Yine de mesele Yahudi öz kimliği sorusundan daha derindir. Sonunda tüm Kutsal Kitap’ın nasıl bir araya getirildiği sorusuna dönüşür. Yahudileştiriciler Musa’nın yasasını İsa’nın üzerinde tutarlar. İsa, yalnızca sonuç olarak Musa’nın Antlaşması’na –yiyecek yasaları, sünnet, tapınak ibadetleri ve tüm diğerleri– daha da bağlı bir grup insan ortaya çıkarsa Mesih olarak kabul edilebilirdi. Buna karşın, önderler başka bir yöne işaret etmektedir. Yasa Yahudiler tarafından hiçbir zaman iyi bir şekilde yerine getirilmemiştir (15:10); neden Yahudi olmayanlara dayatılsın ki? Daha da önemlisi, eski antlaşmada yansıtılan vahiy İsa’ya işaret eder. İsa onun hizmetkârı değil, amacıdır. Petrus toplanan kalabalığa Kornelius olayında Tanrı’nın Ruhu’nu sünnet olmamış öteki ulusların üzerine döktüğünü hatırlatır (15:7-8). Son olarak, söz konusu olan Tanrı’nın lütfunun özgürlüğüdür (15:11).
Pavlus ve Barnaba’nın raporları yardımcı olur. Rab İsa’nın üvey kardeşi Yakup –bu zamanlarda görünüşe göre Kudüs kilisesinin baş ihtiyarı– hem bir Eski Ahit metninin etkileyici bir yorumunu hem de kendi pastoral yargısını sunar (15:13-21). Tartışma sonraki birkaç on yıl boyunca tekrar tekrar alevlense de bu ikili günü kazanır. Bu konuları doğru anladığınızda Kutsal Kitabı da anlarsınız.
Hâkimler 11:30-31, 34-40, verilmemesi gereken bir sözün ve tutulmaması gereken bir vaadin mükemmel bir örneğidir. Kutsal Kitap’ta kişinin verdiği sözü tutması gerektiğine dair güçlü ısrarlara rağmen, kötü bir şey yapmaya olan yemin tutulmamalı, aksine pişmanlık duyulmalıdır yoksa bir yerine iki günah işlenmiş olur. Dahası, burada hâkimler zamanında İsrail’de teolojik ve ahlaki aptallığın inişli çıkışlı sarmalının bir başka kanıtı vardır.