“Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu RAB tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!” (Mez. 32:1-2). Tanrı’nın hesapları tuttuğu teistik bir evrende, bundan daha büyük bir kutsanma hayal etmek zordur.
Üzücü trajedi şu ki, pek çok insan bu acımasız gerçek –O’na hesap vermemiz gerektiği ve O’nun adaletinden kaçmanın mümkün olmadığı– üzerinde düşündüğünde, neredeyse içgüdüsel olarak yanlış olanı yapıyor. Kendilerini geliştirme yoluna girmeye karar verirler, yeni bir sayfa açarlar, anlamsız gençlik günahlarını gizlerler ve hatta inkâr ederler. Böylece suçluluklarına bir şey daha eklerler: aldatma günahı.
Adalet istemeye cesaret edemeyiz –eziliriz. Ama her şeyi gören Tanrı’dan nasıl saklanabiliriz? Bu kendi kendimizi kandırmaktır. Bizi yok etmeyecek tek bir yol vardır: bağışlanmalıyız. “Ne mutlu isyanı bağışlanan insana!” Peki, böyle bir bağışlanmaya bağlı olan nedir? Öncelikle, böyle bir kişi affedilecek günahları yokmuş gibi davranmayacaktır: “ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!”.
Bu nedenle sonraki ayetler itiraftan bu kadar içtenlikle söz eder (32:3-5). Davut “sustuğunda”
(yani günahları hakkında) “kemikleri eridi”; ıstırabı o kadar büyüktü ki, fiziksel acı çekiyordu. Davut, Tanrı’nın kendisine karşı olduğu duygusu altında kıvranıyordu: “Çünkü gece gündüz elin üzerimdeydi ağırlaştı. Dermanım tükendi yaz sıcağında gibi.” (32:4).
Görkemli çözüm? “Günahımı açıkladım sana, suçumu gizlemedim. “RAB’be isyanımı itiraf edeceğim” deyince, günahımı, suçumu bağışladın.” (32:5).
Aynı şeyi söylemeye en yakın olan Yeni Ahit yazarı ilk mektubunda Yuhanna’dır (1. Yuhanna 1:8-9). İmanlılara yazan Yuhanna şöyle der: “Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz.” İşte yine: günahkârlığımızı inkâr etmekle bağlantılı olan kendini kandırma. “Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.” İşte yine: insan suçluluğunun tek çaresi. Bu Tanrı bizi bağışlar, hoşgörülü olduğu ya da dikkatli olamayacak kadar tembel olduğu için değil, günahımızı itiraf ettiğimiz için ve her şeyden önce “güvenilir ve adil” olduğu için: kurduğu antlaşma ile “güvenilir”, İsa’nın kendisi günahlarımızın kefareti olduğunda bizi mahkûm etmemek için “adil” (2:2).