2. Krallar’ın bu son bölümünde (2. Krallar 25) Yeruşalim utanç ve yenilgiye sürüklenir. Ama hikâyede bir sürpriz vardır.
Anlatının kendisi oldukça karanlıktır. Vekil kral Sidkiya zayıf ve yozlaşmış biriydi. Yeremya boyun eğmeyi öğütlüyordu: Tanrı Yahuda’nın bu şekilde cezalandırılmasına karar vermişti ve bu nedenle ulus Babil’e karşı isyan etmemeliydi. Yedi yüz mil ötede Hezekiel de sürgünlere aynı şeyleri vaaz ediyordu: Yahuda ve Yeruşalim’in, çoğu insanın düşündüğünden çok daha kötü olduğunu ve Tanrı’nın onun üzerine yargı kararını verdiğini ısrarla vurguluyordu. Nihai yıkımdan birkaç yıl önce, Tanrı’nın görkeminin Yeruşalim’i terk edeceğini ve şehrin yok edileceğini öngördü (Hezek. 8-11) –bu, sürgünler için yıkıcı bir mesajdı çünkü bu, dönecek bir evlerinin olmayacağı ve Tanrı tarafından öyle bir terk edilişin yaşanacağı anlamına geliyordu ki, bunu akıllarının alması bile zordu. Ama Sidkiya yine de isyan etti. Babil’in misillemesi kaçınılmaz olduğu kadar acımasızdı da. İ.Ö. 588’de güçlü Babil ordusu tekrar Yeruşalim’in kapılarına dayanmıştı. İ.Ö. 587 yılında kent ele geçirildi. Sidkiya kaçmaya çalıştıysa da Eriha yakınlarında yakalandı ve Nebukadnessar’ın Rivla’daki karargâhına götürüldü. Orada oğulları gözlerinin önünde öldürüldü ve sonra da gözleri oyuldu. Kentin büyük bölümü yakıldı ve surlar taş taş söküldü. Varlıklı olan herkes Babil’e götürüldü. Nebukadnessar, üzüm bağlarına bakmak için ülkede kalan yoksulların yerine Gedalya’yı vali olarak atadı ve Yeruşalim tamamen yıkıldığı için yönetim merkezini Mispa’da kurdu. Sadece yedi ay sonra, Gedalya kraliyet soyundan gelen aptal kabadayılar tarafından öldürüldü: görünüşe göre Davut soyunun dışından bir valinin atanması onları rahatsız etmişti. Ne yaptıklarının farkına nihayet vardılar. Babilliler’in misillemesinden korkan halk Mısır’a kaçtı.
Eğer 2. Krallar bu şekilde sona erseydi, adalet ve yargı temaları yerine getirilmiş olacaktı, ama okuyucu Davut soyu ve ona bağlı olan kapsamlı Mesih vaatleri için herhangi bir umut olup olmadığını merak etmek zorunda kalacaktı. Ama aslında kitap hikâyede bir sürprizle sona erer. Son birkaç ayet (25:27-30) sürgünün otuz yedinci yılında Kral Yehoyakin’in hapisten çıktığını sessizce bildirir. Hayatının geri kalanında Babil devleti tarafından desteklendi: “Yehoyakin cezaevi giysilerini üstünden çıkardı. Yaşadığı sürece Babil Kralı’nın sofrasında yer aldı. Yaşamı boyunca kral tarafından günlük yiyeceği sürekli karşılandı.” Kurtuluş öyküsü henüz bitmemiş, Davut soyu henüz tükenmemiştir. Ezici günahın ve kesici yargının ortasında, umut hâlâ el sallamaktadır.