Mısır’dan Çıkış 4’te iki unsur, Kutsal Kitap’ın geri kalanına uzanan karmaşık gelişmeleri ortaya koyar.

Birincisi, Musa’nın gerçekleştirdiği mucizelerden Firavun’un neden etkilenmeyeceğine dair Tanrı’nın verdiği nedendir. Tanrı şöyle der: “Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek” (4:21). Sonraki bölümlerde ifade şekli değişir: sadece “Firavun’u inatçı yapacağım” (7:3) değil, aynı zamanda “Firavun inat etti” ya da “inatçılık etti” (7:13, 22; 8:19, vb.) ifadeleri kullanılır. Bu atıflarda basit bir kalıp görülmez. Hem, “Firavun inatçılık etti” ifadesinden “Firavun inat etti” ve “RAB onu inatçı yaptı” ifadesine—sanki Tanrı’nın onu inatçı yapması, insanın kendisi için seçtiği bir kalıbın ilahi yargı tarafından onaylanmasından başka bir şey değilmiş gibi—yukarıdan aşağıya ilerleyen bir kalıp işlediğini söyleyemeyiz; hem de tam tersi bir şekilde, “RAB onu inatçı yaptı”dan “Firavun inat etti” ve “Firavun inatçılık etti”ye—sanki Firavun’un kendi kendine dayattığı katılaşma, ilahi hükmün kaçınılmaz işleyişinden başka bir şey değilmiş gibi—aşağıdan yukarıya doğru ilerlediğini söyleyemeyiz.

Üç gözlem bu metinlere biraz ışık tutabilir: (a) Kutsal Kitap’ın önceki hikâyeleri göz önüne alındığında, Firavun’un zaten kötü bir insan olduğu varsayılır. Özellikle de Tanrı’nın antlaşma halkını köleleştirmiştir. Tanrı, ahlaki açıdan tarafsız bir adamı inatçı yapmamış; kötü bir adam üzerinde yargısını bildirmiştir. Cehennem, tövbenin artık mümkün olmadığı bir yerdir. Tanrı’nın inatçı yapması, bu cezanın normalden biraz daha erken verilmesine neden olur. (b) Tüm insan eylemlerinde Tanrı asla tamamen pasif değildir: Bu teistik bir evrendir. Dolayısıyla “RAB’bin söylediği gibi Firavun inat etti” ve “Firavun... inatçılık etti” ifadeleri birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan ifadelerdir. (c) Bu tür söylemler yalnızca bu pasajda yer almaz. Örneğin, 1. Krallar 22; Hezekiel 14:9; ve özellikle 2. Selanikliler 2:11-12 şöyle der: “İşte bu nedenle Tanrı, yalana kanmaları için onların üzerine yanıltıcı bir güç gönderiyor. Öyle ki, gerçeğe inanmayan ve kötülükten hoşlananların hepsi yargılansın.”

İleriye dönük ikinci unsur ise “oğul” terminolojisidir: “İsrail benim ilk oğlumdur. Sana, bırak oğlum gitsin, bana tapsın, dedim. Ama sen onu salıvermeyi reddettin. Bu yüzden senin ilk oğlunu öldüreceğim” (Mısır’dan Çıkış 4:22-23). Tanrı’nın oğlu olarak İsrail’e yapılan bu ilk atıf, Davudî kralını en mükemmel oğul olarak kucaklayan ve Tanrı’nın nihai Oğlu, gerçek İsrail ve Mesih Kral olan İsa ile sonuçlanan sarsıcı bir tipolojiye dönüşür.