Bir eylemin ciddiyeti kime karşı yapıldığına bağlıdır. Bir çocuğu incitmek ciddi bir suçtur, çünkü çocuk değerlidir. Tanrı sonsuz değerdedir; bu yüzden O'na karşı işlenen "küçük" bir günah bile sonsuz bir ağırlık taşır.

Bu düşünce Kutsal Kitap'ın genel tanıklığıyla da uyumludur. Günah yalnızca bir kural ihlali değildir; her şeyden önce Tanrı'ya karşı işlenmiş bir isyandır. Davut, Batşeva ve Uriya olayından sonra tövbe ederken şöyle der:

Davut'un sözleri, günahın insanlar üzerindeki sonuçlarını inkâr etmez; ama günahın en derin boyutunun Tanrı'ya karşı olduğunu gösterir. Bu yüzden günahın ağırlığı, sadece görünen zararla değil, karşı gelinen Kişi'nin yüceliğiyle ölçülür. Tanrı sonsuz kutsal, sonsuz iyi ve sonsuz değerde olduğu için, O'na karşı işlenen günah da hafife alınamaz.

Romalılar 6:23 der ki "Günahın ücreti ölümdür." Yasanın Tekrarı 27:26, tek bir gün ihlali bile lanet altına getirir: "Bu Yasa'yı onaylamayan ve onu uygulamayan herkese lanet olsun."

Bu nokta özellikle önemlidir: Kutsal Kitap günahı yalnızca büyük-küçük diye insan ölçülerine göre değerlendirmez. Biz bazı günahları toplumsal sonuçlarına göre daha ağır görebiliriz; ama Tanrı'nın yasası karşısında tek bir ihlal bile suçluluk doğurur. Çünkü yasa, Tanrı'nın kutsal karakterini yansıtır. Bu nedenle bir noktada suçlu olmak, yasayı veren Tanrı'ya karşı gelmek anlamına gelir.

Tarih boyunca kilise de bu gerçeği ciddiye almıştır. Augustinus, günahı yalnızca yanlış davranış değil, düzensiz sevgi olarak tarif ederdi: insanın Yaratıcı'dan çok yaratılmış şeyleri sevmesi. Reform geleneğinde de benzer şekilde, günahın özünün Tanrı'nın egemenliğine karşı içsel başkaldırı olduğu vurgulanmıştır. Böylece mesele sadece "çok kötü işler yapan insanlar" değil, hepimizin yüreğinin Tanrı'dan sapmış olmasıdır.

Sorun sadece dış eylemler değildir. İsa, Dağdaki Vaaz'da (Matta 5-7) öfkenin cinayete, şehvetli bakışın zinaya denk tutulduğunu gösterir. Kalbimizin durumu, dışsal davranıştan daha derindir.

Bu yüzden Hristiyan öğretisi günahı yalnızca davranış listesi olarak ele almaz. Günah, yüreğin yönelimidir. Dışsal olarak düzgün görünen bir insan bile kibir, bencillik, kıskançlık, gizli öfke ya da Tanrı'ya kayıtsızlık içinde yaşayabilir. İnsan mahkemeleri çoğu zaman sadece görünen eylemleri yargılar; ama Tanrı yüreği de görür. Bu, sorunu daha derin hâle getirir; çünkü mesele sadece bazı yanlışlarımız değil, doğamızın bozulmuş olmasıdır.

Ama işte Müjde: bu gerçek ne kadar ciddi olursa olsun, İsa'nın çarmıhtaki kurbanı daha büyüktür. Günahın derin kötülüğü, Tanrı'nın lütfunun derin zenginliğini anlamamızı sağlar.

Burada Hristiyan imanının merkezi bizi aydınlatıyor: Tanrı günahın ciddiyetini küçültmeden günahkârı kurtarmanın yolunu açtı. Çarmıh, hem Tanrı'nın adaletini hem de Tanrı'nın sevgisini birlikte gösterir. Günah gerçekten ölüm getirdiği için Mesih gerçekten öldü; ama lütuf gerçekten güçlü olduğu için Mesih gerçekten dirildi. Bu nedenle günahın büyüklüğünü görmek umutsuzluğa değil, Mesih'in yeterliliğine götürmelidir.