Hristiyan İmanının Topluluk Boyutu
Hristiyanlık, kişisel bir iman kararı gerektirir; ancak bu iman hiçbir zaman yalnızca bireyin içinde yaşanan bir mesele değildir. Kutsal Kitap’ta “kilise” anlamına gelen ekklesia, çağrılmış topluluk demektir. Yani Tanrı, kendisine ait bir halk oluşturur.
İbraniler mektubu da bu gerçeği açıkça hatırlatır. İbraniler 10:24-25, imanlıları birbirlerini gözetmeye, sevgi ve iyi işlere teşvik etmeye çağırır; ayrıca bazıları gibi bir araya gelmekten vazgeçmemeleri gerektiğini söyler. Bu, iman hayatının başkalarından kopuk sürdürülemeyeceğini gösterir.
Kilisenin Vazgeçilmez Unsurları
Kilise yaşamında üç temel unsur öne çıkar: Tanrı Sözü’nün vaaz edilmesi, sakramentlerin — yani vaftiz ve Rab'bin Sofrası’nın — uygulanması ve imanlılar arasında gerçek sevgi bağlarının kurulması. Bu unsurlar, tek başına bireysel çabayla tam anlamıyla yaşanamaz.
Bu nedenle Kutsal Kitap’ın kilise anlayışı, sadece görünmez bir bağlılıktan ibaret değildir. Aksine, somut, düzenli ve karşılıklı sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimidir. İmanlı kişi, yalnızca iç dünyasında değil, bedensel ve topluluk halinde de Tanrı’ya ait olduğunu yaşar.
Bedenin Birbirine Bağımlı Üyeleri
Elçi Pavlus’un 1. Korintliler 12’de anlattığı gibi, kilise birçok üyeden oluşan bir bedendir. Fakat bu üyeler birbirinden bağımsız değildir; birbirlerine muhtaçtırlar. Bir göz “sana ihtiyacım yok” diyemez, bir el de tek başına beden olamaz. Aynı şekilde, imanlı da diğer imanlılardan kopuk yaşayarak kendisine verilmiş armağanların tam karşılığını bulamaz.
Bu gerçek, yalnızca teorik bir öğreti değildir. Tanrı, bizleri birbirimize ihtiyaç duyacak şekilde yaratmış ve kilise içinde birbirimizi tamamlamamızı istemiştir.
Tarih Boyunca Kilisenin Ortak Hayatı
Kilise yaşamı tarih boyunca da bu şekilde anlaşılmıştır. İlk kilise, Elçilerin İşleri 2:42’de “Elçilerin öğretisine, paydaşlığa, ekmek bölmeye ve dualara sadık kalıyorlardı” sözleriyle tanımlanır. Bu tablo, bireysel dindarlığın ötesinde bir hayatı gösterir: ortak ibadet, ortak öğretim ve ortak yaşam.
Bu nedenle kiliseden uzak durmak, yalnızca kişisel ruhsal gelişimi değil, bütün topluluğun dirliğini de zedeler. Kilise içinde yaşamak, hem kendi ruhsal iyiliğimiz hem de bedenin bütünlüğü için bir armağandır.
